حَدَّثَنَا مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ صَلَّى صَلاَةً قَالَ " إِنَّ الشَّيْطَانَ عَرَضَ لِي، فَشَدَّ عَلَىَّ لِيَقْطَعَ الصَّلاَةَ عَلَىَّ، فَأَمْكَنَنِي اللَّهُ مِنْهُ، فَذَعَتُّهُ، وَلَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ أُوثِقَهُ إِلَى سَارِيَةٍ حَتَّى تُصْبِحُوا فَتَنْظُرُوا إِلَيْهِ فَذَكَرْتُ قَوْلَ سُلَيْمَانَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ رَبِّ هَبْ لِي مُلْكًا لاَ يَنْبَغِي لأَحَدٍ مِنْ بَعْدِي. فَرَدَّهُ اللَّهُ خَاسِيًا ". ثُمَّ قَالَ النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ فَذَعَتُّهُ بِالذَّالِ أَىْ خَنَقْتُهُ وَفَدَعَّتُّهُ مِنْ قَوْلِ اللَّهِ {يَوْمَ يُدَعُّونَ} أَىْ يُدْفَعُونَ وَالصَّوَابُ، فَدَعَتُّهُ إِلاَّ أَنَّهُ كَذَا قَالَ بِتَشْدِيدِ الْعَيْنِ وَالتَّاءِ.
Ebu Hureyre'nin rivayet ettiğine göre Nebi bir namaz kıldıktan sonra şöyle buyurdu: "Şeytan karşıma çıktı ve namazımı kesmek için üzerime saldırdı. Allah bana onu yakalama imkânı verdi; ben de onu boğazından sıktım. Sabah olduğunda onu görebilmeniz için bir direğe bağlamayı düşündüm. Ancak Süleyman'ın, 'Rabbim! Benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık ver bana' sözünü hatırladım. Bunun üzerine Allah onu horlanmış olarak geri çevirdi." Nadr bin Şümeyl, buradaki "fe zeattühû" sözünün noktalı zâl ile "onu boğdum" anlamına geldiğini; noktasız dâl ile okunan "fe deattühû" sözünün ise "onu ittim" anlamında olduğunu söylemiştir. Doğru okunuş, dâl harfi ve şeddeli ayn ile "fe deattühû" şeklindedir. Bu kullanım, "O gün cehennem ateşine şiddetle itilirler" ayetindeki kelimeyle aynı anlamdadır.