حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا عَطَاءٌ، قَالَ حَدَّثَنِي صَفْوَانُ بْنُ يَعْلَى، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كُنْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَتَاهُ رَجُلٌ عَلَيْهِ جُبَّةٌ فِيهِ أَثَرُ صُفْرَةٍ أَوْ نَحْوُهُ، وَكَانَ عُمَرُ يَقُولُ لِي تُحِبُّ إِذَا نَزَلَ عَلَيْهِ الْوَحْىُ أَنْ تَرَاهُ فَنَزَلَ عَلَيْهِ ثُمَّ سُرِّيَ عَنْهُ فَقَالَ " اصْنَعْ فِي عُمْرَتِكَ مَا تَصْنَعُ فِي حَجِّكَ ".
Safvan İbn Ya'la'nın babasından naklettiğine göre şöyle dedi: Allah'ın Resulü ile birlikteydim. Üzerinde sarı renk izi veya benzeri bir iz bulunan cübbeli bir adam ona geldi. Ömer bana, "Ona vahiy indirildiğinde onu görmek ister misin?" derdi. Ona vahiy indirildi, ardından vahiy hâli geçince şöyle buyurdu: "Haccında yaptığını umrende de yap."