حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، بِإِسْنَادِهِ وَمَعْنَاهُ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ لَمْ يَذْكُرْ فِيهِ أَبَا سَعِيدٍ وَحَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ قَالَ عَنِ الْجُرَيْرِيِّ عَنْ أَبِي الْعَلاَءِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . قَالَ أَبُو دَاوُدَ حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ وَالثَّقَفِيُّ سَمَاعُهُمَا وَاحِدٌ .
(4020 numaralı hadisin) manası da el-Cerîrî'den yine aynı senedle rivayet edilmiştir. Ebû Dâvûd dedi ki: (Bu hadisi rivayet edenlerden) Abdülvahhâb es-Sakafî, (kendisi bizzat Hz. Nebi'den alan) Ebû Saîd'i (senedinde) zikretmedi. Hammâd b. Seleme de (bu hadisi) el-Cerîrî'den, (o da) Ebû'l-Alâ'dan, o da Nebi (s.a.v.)'den (nakletmek suretiyle mürsel olarak) rivayet etmiştir. Yine Ebû Dâvûd dedi ki: Hammâd b. Seleme ile Abdülvahhâb es-Sakafî'nin bu hadisi işittikleri ravi birdir. (Yani her ikisi de bu hadisi el-Cerîrî'den işitmişlerdir.)