حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ كُنْتُ أَسْمَعُ سِمَاكَ بْنَ حَرْبٍ يَقُولُ أَحَدُ ابْنَىْ أُمِّ هَانِئٍ حَدَّثَنِي فَلَقِيتُ، أَنَا أَفْضَلَهُمَا، وَكَانَ، اسْمُهُ جَعْدَةَ وَكَانَتْ أُمُّ هَانِئٍ جَدَّتَهُ فَحَدَّثَنِي عَنْ جَدَّتِهِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَيْهَا فَدَعَى بِشَرَابٍ فَشَرِبَ ثُمَّ نَاوَلَهَا فَشَرِبَتْ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَمَا إِنِّي كُنْتُ صَائِمَةً . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الصَّائِمُ الْمُتَطَوِّعُ أَمِينُ نَفْسِهِ إِنْ شَاءَ صَامَ وَإِنْ شَاءَ أَفْطَرَ " . قَالَ شُعْبَةُ فَقُلْتُ لَهُ أَأَنْتَ سَمِعْتَ هَذَا مِنْ أُمِّ هَانِئٍ قَالَ لاَ أَخْبَرَنِي أَبُو صَالِحٍ وَأَهْلُنَا عَنْ أُمِّ هَانِئٍ . وَرَوَى حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ فَقَالَ عَنْ هَارُونَ ابْنِ بِنْتِ أُمِّ هَانِئٍ عَنْ أُمِّ هَانِئٍ . وَرِوَايَةُ شُعْبَةَ أَحْسَنُ . هَكَذَا حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ عَنْ أَبِي دَاوُدَ فَقَالَ " أَمِينُ نَفْسِهِ " . وَحَدَّثَنَا غَيْرُ مَحْمُودٍ عَنْ أَبِي دَاوُدَ فَقَالَ " أَمِيرُ نَفْسِهِ أَوْ أَمِينُ نَفْسِهِ " . عَلَى الشَّكِّ وَهَكَذَا رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ شُعْبَةَ " أَمِينُ أَوْ أَمِيرُ نَفْسِهِ " عَلَى الشَّكِّ . قَالَ وَحَدِيثُ أُمِّ هَانِئٍ فِي إِسْنَادِهِ مَقَالٌ . وَالْعَمَلُ عَلَيْهِ عِنْدَ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ أَنَّ الصَّائِمَ الْمُتَطَوِّعَ إِذَا أَفْطَرَ فَلاَ قَضَاءَ عَلَيْهِ إِلاَّ أَنْ يُحِبَّ أَنْ يَقْضِيَهُ . وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ وَالشَّافِعِيِّ .
Şu’be’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Simak b. Harb’in, “Ümmü Hâni’nin iki oğlundan biri bana anlattı” dediğini işitirdim. Ben onların en değerlisiyle karşılaştım; ismi Ca‘de idi. Ümmü Hâni onun ninesi oluyordu. Ninesinden aktardığına göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onun evine geldi ve bir içecek istedi. Kendisi içti, sonra ona verdi, o da içti. Ardından, “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben oruçluydum” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Nafile oruç tutan kimse kendi nefsinin eminidir; dilerse orucuna devam eder, dilerse bozar.” Şu’be dedi ki: Ona, “Bunu Ümmü Hâni’den sen mi işittin?” dedim. “Hayır, Ebû Salih ve ailemizden bazı kimseler bana Ümmü Hâni’den aktardılar” dedi. Hammâd b. Seleme bu hadisi Simak b. Harb’den rivâyet ederek senedini “Ümmü Hâni’nin kızının oğlu Hârûn’dan, o da Ümmü Hâni’den” şeklinde aktarmıştır. Şu’be’nin rivâyeti daha güzeldir. Mahmûd b. Gaylân bize Ebû Dâvûd’dan bu şekilde rivâyet etmiş ve “kendi nefsinin eminidir” demiştir. Mahmûd’dan başkası ise bize Ebû Dâvûd’dan rivâyet ederek şüpheyle “kendi nefsinin emiri veya eminidir” demiştir. Yine Şu’be’den değişik yollarla şüphe üzerine “kendi nefsinin emini veya emiridir” şeklinde rivâyet edilmiştir. Ümmü Hâni hadisinin senedi hakkında söz edilmiştir. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabından ve başkalarından bazı ilim adamları bu hadisle amel etmişler ve şöyle demişlerdir: “Nafile oruç tutan kimse orucunu bozarsa, kaza etmek istemesi dışında üzerine kaza gerekmez.” Bu, Süfyân es-Sevrî, Ahmed, İshâk ve Şâfiî’nin görüşüdür.