Tirmizî

1617 numaralı hadis

كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ إِذَا بَعَثَ أَمِيرًا عَلَى جَيْشٍ أَوْصَاهُ فِي خَاصَّةِ نَفْسِهِ بِتَقْوَى اللَّهِ وَمَنْ مَعَهُ مِنَ الْمُسْلِمِينَ خَيْرًا وَقَالَ اغْزُوا بِسْمِ اللَّهِ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ قَاتِلُوا مَنْ كَفَرَ بِاللَّهِ وَلاَ تَغُلُّوا وَلاَ تَغْدِرُوا وَلاَ تُمَثِّلُوا وَلاَ تَقْتُلُوا وَلِيدًا فَإِذَا لَقِيتَ عَدُوَّكَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ فَادْعُهُمْ إِلَى إِحْدَى ثَلاَثِ خِصَالٍ أَوْ خِلاَلٍ أَيَّتَهَا أَجَابُوكَ فَاقْبَلْ مِنْهُمْ وَكُفَّ عَنْهُمُ ادْعُهُمْ إِلَى الإِسْلاَمِ وَالتَّحَوُّلِ مِنْ دَارِهِمْ إِلَى دَارِ الْمُهَاجِرِينَ وَأَخْبِرْهُمْ إِنْ فَعَلُوا ذَلِكَ فَإِنَّ لَهُمْ مَا لِلْمُهَاجِرِينَ وَعَلَيْهِمْ مَا عَلَى الْمُهَاجِرِينَ وَإِنْ أَبَوْا أَنْ يَتَحَوَّلُوا فَأَخْبِرْهُمْ أَنَّهُمْ يَكُونُوا كَأَعْرَابِ الْمُسْلِمِينَ يَجْرِي عَلَيْهِمْ مَا يَجْرِي عَلَى الأَعْرَابِ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْغَنِيمَةِ وَالْفَىْءِ شَيْءٌ إِلاَّ أَنْ يُجَاهِدُوا فَإِنْ أَبَوْا فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ عَلَيْهِمْ وَقَاتِلْهُمْ وَإِذَا حَاصَرْتَ حِصْنًا فَأَرَادُوكَ أَنْ تَجْعَلَ لَهُمْ ذِمَّةَ اللَّهِ وَذِمَّةَ نَبِيِّهِ فَلاَ تَجْعَلْ لَهُمْ ذِمَّةَ اللَّهِ وَلاَ ذِمَّةَ نَبِيِّهِ وَاجْعَلْ لَهُمْ ذِمَّتَكَ وَذِمَمَ أَصْحَابِكَ لأَنَّكُمْ إِنْ تُخْفِرُوا ذِمَّتَكُمْ وَذِمَمَ أَصْحَابِكُمْ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تُخْفِرُوا ذِمَّةَ اللَّهِ وَذِمَّةَ رَسُولِهِ وَإِذَا حَاصَرْتَ أَهْلَ حِصْنٍ فَأَرَادُوكَ أَنْ تُنْزِلَهُمْ عَلَى حُكْمِ اللَّهِ فَلاَ تُنْزِلُوهُمْ وَلَكِنْ أَنْزِلْهُمْ عَلَى حُكْمِكَ فَإِنَّكَ لاَ تَدْرِي أَتُصِيبُ حُكْمَ اللَّهِ فِيهِمْ أَمْ لاَ أَوْ نَحْوَ هَذَا

Süleyman b. Büreyde’nin babasından (r.a.) rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.), bir ordunun başına komutan tayin ettiğinde ona şahsı hakkında Allah’a karşı takvâlı olmasını, beraberindeki Müslümanlara da iyi davranmasını tavsiye eder ve şöyle buyururdu: “Allah’ın adıyla, Allah yolunda savaşın. Allah’ı inkâr edenlerle savaşın. Ganimete hainlik etmeyin, ahdi bozmayın, öldürülenlerin organlarını kesmeyin ve çocuk öldürmeyin. Müşriklerden olan düşmanınla karşılaştığında onları üç şeyden birine davet et. Bunlardan hangisine uyarlarsa kabul et ve onlardan elini çek. Onları İslâm’a ve yurtlarından muhacirlerin yurduna göç etmeye davet et. Bunu yaparlarsa muhacirlerin sahip olduğu haklara sahip olacaklarını ve muhacirlerin yükümlülükleriyle yükümlü olacaklarını bildir. Göç etmeyi kabul etmezlerse Müslüman bedevîler gibi olacaklarını, bedevîlere uygulanan hükümlerin onlara da uygulanacağını; cihad etmedikçe ganimet ve feyden payları olmayacağını bildir. Kabul etmezlerse onlara karşı Allah’tan yardım iste ve onlarla savaş. Bir kaleyi kuşattığında, senden kendilerine Allah’ın ve Peygamberinin güvencesini vermeni isterlerse onlara Allah’ın ve Peygamberinin güvencesini verme; kendi güvenceni ve arkadaşlarının güvencesini ver. Çünkü sizin kendi güvencenizi ve arkadaşlarınızın güvencesini bozmanız, Allah’ın ve Rasûlünün güvencesini bozmanızdan daha hafiftir. Bir kale halkını kuşattığında, senden onları Allah’ın hükmüne göre indirmeni isterlerse onları Allah’ın hükmüne göre indirme; kendi hükmüne göre indir. Çünkü onlar hakkında Allah’ın hükmüne isabet edip edemeyeceğini bilemezsin.” Veya buna benzer bir ifade kullandı.

Jami At Tirmidhi 1617