Tirmizî

2240 numaralı hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، دَخَلَ حَدِيثُ أَحَدِهِمَا فِي حَدِيثِ الآخَرِ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ عَنْ يَحْيَى بْنِ جَابِرٍ الطَّائِيِّ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرٍ عَنْ أَبِيهِ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ عَنِ النَّوَّاسِ بْنِ سَمْعَانَ الْكِلاَبِيِّ قَالَ ذَكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الدَّجَّالَ ذَاتَ غَدَاةٍ فَخَفَّضَ فِيهِ وَرَفَّعَ حَتَّى ظَنَنَّاهُ فِي طَائِفَةِ النَّخْلِ ‏.‏ قَالَ فَانْصَرَفْنَا مِنْ عِنْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ رَجَعْنَا إِلَيْهِ فَعَرَفَ ذَلِكَ فِينَا فَقَالَ ‏"‏ مَا شَأْنُكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ ذَكَرْتَ الدَّجَّالَ الْغَدَاةَ فَخَفَّضْتَ فِيهِ وَرَفَّعْتَ حَتَّى ظَنَنَّاهُ فِي طَائِفَةِ النَّخْلِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ غَيْرُ الدَّجَّالِ أَخْوَفُ لِي عَلَيْكُمْ إِنْ يَخْرُجْ وَأَنَا فِيكُمْ فَأَنَا حَجِيجُهُ دُونَكُمْ وَإِنْ يَخْرُجْ وَلَسْتُ فِيكُمْ فَامْرُؤٌ حَجِيجُ نَفْسِهِ وَاللَّهُ خَلِيفَتِي عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ إِنَّهُ شَابٌّ قَطَطٌ عَيْنُهُ قَائِمَةٌ شَبِيهٌ بِعَبْدِ الْعُزَّى بْنِ قَطَنٍ فَمَنْ رَآهُ مِنْكُمْ فَلْيَقْرَأْ فَوَاتِحَ سُورَةِ أَصْحَابِ الْكَهْفِ قَالَ يَخْرُجُ مَا بَيْنَ الشَّامِ وَالْعِرَاقِ فَعَاثَ يَمِينًا وَشِمَالاً يَا عِبَادَ اللَّهِ اثْبُتُوا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا لُبْثُهُ فِي الأَرْضِ قَالَ ‏"‏ أَرْبَعِينَ يَوْمًا يَوْمٌ كَسَنَةٍ وَيَوْمٌ كَشَهْرٍ وَيَوْمٌ كَجُمُعَةٍ وَسَائِرُ أَيَّامِهُ كَأَيَّامِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ الْيَوْمَ الَّذِي كَالسَّنَةِ أَتَكْفِينَا فِيهِ صَلاَةُ يَوْمٍ قَالَ ‏"‏ لاَ وَلَكِنِ اقْدُرُوا لَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَا سُرْعَتُهُ فِي الأَرْضِ قَالَ ‏"‏ كَالْغَيْثِ اسْتَدْبَرَتْهُ الرِّيحُ فَيَأْتِي الْقَوْمَ فَيَدْعُوهُمْ فَيُكَذِّبُونَهُ وَيَرُدُّونَ عَلَيْهِ قَوْلَهُ فَيَنْصَرِفُ عَنْهُمْ فَتَتْبَعُهُ أَمْوَالُهُمْ فَيُصْبِحُونَ لَيْسَ بِأَيْدِيهِمْ شَيْءٌ ثُمَّ يَأْتِي الْقَوْمَ فَيَدْعُوهُمْ فَيَسْتَجِيبُونَ لَهُ وَيُصَدِّقُونَهُ فَيَأْمُرُ السَّمَاءَ أَنْ تُمْطِرَ فَتُمْطِرَ وَيَأْمُرُ الأَرْضَ أَنْ تُنْبِتَ فَتُنْبِتَ فَتَرُوحُ عَلَيْهِمْ سَارِحَتُهُمْ كَأَطْوَلِ مَا كَانَتْ ذُرًى وَأَمَدِّهِ خَوَاصِرَ وَأَدَرِّهِ ضُرُوعًا قَالَ ثُمَّ يَأْتِي الْخَرِبَةَ فَيَقُولُ لَهَا أَخْرِجِي كُنُوزَكِ فَيَنْصَرِفُ مِنْهَا فَتَتْبَعُهُ كَيَعَاسِيبِ النَّحْلِ ثُمَّ يَدْعُو رَجُلاً شَابًّا مُمْتَلِئًا شَبَابًا فَيَضْرِبُهُ بِالسَّيْفِ فَيَقْطَعُهُ جِزْلَتَيْنِ ثُمَّ يَدْعُوهُ فَيُقْبِلُ يَتَهَلَّلُ وَجْهُهُ يَضْحَكُ فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِكَ إِذْ هَبَطَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ بِشَرْقِيِّ دِمَشْقَ عِنْدَ الْمَنَارَةِ الْبَيْضَاءِ بَيْنَ مَهْرُودَتَيْنِ وَاضِعًا يَدَيْهِ عَلَى أَجْنِحَةِ مَلَكَيْنِ إِذَا طَأْطَأَ رَأْسَهُ قَطَرَ وَإِذَا رَفَعَهُ تَحَدَّرَ مِنْهُ جُمَانٌ كَاللُّؤْلُؤِ قَالَ وَلاَ يَجِدُ رِيحَ نَفَسِهِ يَعْنِي أَحَدٌ إِلاَّ مَاتَ وَرِيحُ نَفَسِهِ مُنْتَهَى بَصَرِهِ قَالَ فَيَطْلُبُهُ حَتَّى يُدْرِكَهُ بِبَابِ لُدٍّ فَيَقْتُلَهُ قَالَ فَيَلْبَثُ كَذَلِكَ مَا شَاءَ اللَّهُ ‏.‏ قَالَ ثُمَّ يُوحِي اللَّهُ إِلَيْهِ أَنْ حَرِّزْ عِبَادِي إِلَى الطُّورِ فَإِنِّي قَدْ أَنْزَلْتُ عِبَادًا لِي لاَ يَدَانِ لأَحَدٍ بِقِتَالِهِمْ ‏.‏ قَالَ وَيَبْعَثُ اللَّهُ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ وَهُمْ كَمَا قَالَ اللَّهُ‏:‏ ‏(‏ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ فَيَمُرُّ أَوَّلُهُمْ بِبُحَيْرَةِ الطَّبَرِيَّةِ فَيَشْرَبُ مَا فِيهَا ثُمَّ يَمُرُّ بِهَا آخِرُهُمْ فَيَقُولُ لَقَدْ كَانَ بِهَذِهِ مَرَّةً مَاءٌ ثُمَّ يَسِيرُونَ حَتَّى يَنْتَهُوا إِلَى جَبَلِ بَيْتِ الْمَقْدِسِ فَيَقُولُونَ لَقَدْ قَتَلْنَا مَنْ فِي الأَرْضِ هَلُمَّ فَلْنَقْتُلْ مَنْ فِي السَّمَاءِ ‏.‏ فَيَرْمُونَ بِنُشَّابِهِمْ إِلَى السَّمَاءِ فَيَرُدُّ اللَّهُ عَلَيْهِمْ نُشَّابَهُمْ مُحْمَرًّا دَمًا وَيُحَاصَرُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَأَصْحَابُهُ حَتَّى يَكُونَ رَأْسُ الثَّوْرِ يَوْمَئِذٍ خَيْرًا لأَحَدِهِمْ مِنْ مِائَةِ دِينَارٍ لأَحَدِكُمُ الْيَوْمَ ‏.‏ قَالَ فَيَرْغَبُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ إِلَى اللَّهِ وَأَصْحَابُهُ قَالَ فَيُرْسِلُ اللَّهُ إِلَيْهِمُ النَّغَفَ فِي رِقَابِهِمْ فَيُصْبِحُونَ فَرْسَى مَوْتَى كَمَوْتِ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ قَالَ وَيَهْبِطُ عِيسَى وَأَصْحَابُهُ فَلاَ يَجِدُ مَوْضِعَ شِبْرٍ إِلاَّ وَقَدْ مَلأَتْهُ زَهَمَتُهُمْ وَنَتَنُهُمْ وَدِمَاؤُهُمْ قَالَ فَيَرْغَبُ عِيسَى إِلَى اللَّهِ وَأَصْحَابُهُ قَالَ فَيُرْسِلُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ طَيْرًا كَأَعْنَاقِ الْبُخْتِ قَالَ فَتَحْمِلُهُمْ فَتَطْرَحُهُمْ بِالْمَهْبِلِ وَيَسْتَوْقِدُ الْمُسْلِمُونَ مِنْ قِسِيِّهِمْ وَنُشَّابِهِمْ وَجِعَابِهِمْ سَبْعَ سِنِينَ قَالَ وَيُرْسِلُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مَطَرًا لاَ يَكُنُّ مِنْهُ بَيْتُ وَبَرٍ وَلاَ مَدَرٍ قَالَ فَيَغْسِلُ الأَرْضَ فَيَتْرُكُهَا كَالزَّلَفَةِ قَالَ ثُمَّ يُقَالُ لِلأَرْضِ أَخْرِجِي ثَمَرَتَكِ وَرُدِّي بَرَكَتَكِ ‏.‏ فَيَوْمَئِذٍ تَأْكُلُ الْعِصَابَةُ مِنَ الرُّمَّانَةِ وَيَسْتَظِلُّونَ بِقِحْفِهَا وَيُبَارَكُ فِي الرِّسْلِ حَتَّى إِنَّ الْفِئَامَ مِنَ النَّاسِ لَيَكْتَفُونَ بِاللَّقْحَةِ مِنَ الإِبِلِ وَإِنَّ الْقَبِيلَةَ لَيَكْتَفُونَ بِاللَّقْحَةِ مِنَ الْبَقَرِ وَإِنَّ الْفَخِذَ لَيَكْتَفُونَ بِاللَّقْحَةِ مِنَ الْغَنَمِ فَبَيْنَمَا هُمْ كَذَلِكَ إِذْ بَعَثَ اللَّهُ رِيحًا فَقَبَضَتْ رُوحَ كُلِّ مُؤْمِنٍ وَيَبْقَى سَائِرُ النَّاسِ يَتَهَارَجُونَ كَمَا تَتَهَارَجُ الْحُمُرُ فَعَلَيْهِمْ تَقُومُ السَّاعَةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ ‏.‏

Nevvâs b. Sem‘ân el-Kilâbî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) bir sabah Deccâl’den bahsederek sesini bazen alçaltıp bazen de yükselterek konuştu ki biz Deccâl’ın hurmalıklar tarafında olduğunu sandık. Rasûlullah (s.a.v.)’in yanından ayrıldık, sonra tekrar ona döndük. Durumumuzu anlayarak: ‘Nedir hâliniz?’ diye sordu. ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bu sabah Deccâl’den bahsettin, sesini alçaltıp yükselterek anlattın; biz de onun hurmalıklar tarafında olduğunu sandık’ dedik. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Sizin için Deccâl’den başkasından daha çok korkuyorum. Eğer Deccâl ben sizin aranızda iken çıkarsa sizin yerinize ona karşı delil getirip onu mağlup ederim. Ben aranızda yokken çıkarsa herkes kendisini savunacaktır. Allah, her Müslüman hakkında benim vekilimdir. Deccâl kıvırcık saçlı bir delikanlıdır; gözü yukarı kalkıktır. Abdüluzzâ b. Katan’a benzer. Sizden kim onunla karşılaşırsa Kehf sûresinin ilk âyetlerini okusun. Deccâl, Şam ile Irak arasından çıkacak, sağda ve solda bozgunculuk yapacaktır. Ey Allah’ın kulları, sebat edin.’ Biz: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Deccâl yeryüzünde ne kadar kalacaktır?’ dedik. Buyurdu ki: ‘Kırk gün kalacaktır; bir günü bir sene, bir günü bir ay, bir günü de bir hafta uzunluğunda olacak, diğer günleri ise sizin günleriniz gibi olacaktır.’ ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bir sene kadar olan günde bir günlük namaz bize yeterli gelecek mi?’ dedik. Buyurdu ki: ‘Hayır, fakat onun için vakitleri takdir edin.’ ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Deccâl’in yeryüzündeki hızı ne kadar olacaktır?’ dedik. Buyurdu ki: ‘Rüzgârın önüne kattığı yağmur bulutu gibi olacaktır. Bir topluma gelip onları kendisine inanmaya çağıracak, onlar da onu yalanlayıp sözlerini reddedeceklerdir. Onların yanından ayrılacak ve malları onun peşinden gidecektir. Sabahladıklarında ellerinde hiçbir şey kalmamış olacaktır. Sonra başka bir topluma gelecek ve onları da davet edecektir. Onlar Deccâl’e inanıp onu doğrulayacaklardır. Deccâl göğe yağmur yağdırmasını emredecek, gök de yağmur yağdıracaktır. Toprağa bitkileri bitirmesini emredecek, toprak da bitki çıkaracaktır. O toplumun hayvanları akşamleyin hörgüçleri her zamankinden daha yüksek, böğürleri daha geniş ve memeleri sütle daha dolu olarak döneceklerdir.’ Rasûlullah (s.a.v.) sözlerine şöyle devam etti: ‘Deccâl bir harabeye uğrayıp ona: “Hazinelerini çıkar” diyecek ve oradan ayrılacaktır. Oradaki hazineler de arı beylerini takip eden arılar gibi Deccâl’ın peşinden gidecektir. Sonra Deccâl genç, yiğit birini çağıracak ve ona kılıçla vurarak iki parça edecektir. Sonra onu çağıracak, o da yüzü parlayarak ve gülerek gelecektir. Tam bu esnada Meryem oğlu Îsâ, Şam’ın doğusunda beyaz minarenin yanında, boyanmış iki elbise içerisinde ve ellerini iki meleğin kanatlarına koymuş olarak inecektir. Başını eğdiğinde damlalar düşecek, kaldırdığında ise başından inci gibi parlak damlalar süzülecektir. Onun nefesinin kokusunu alan herkes ölecektir. Nefesinin kokusu, gözünün görebildiği yere kadar ulaşacaktır. Îsâ, Deccâl’ı arayacak ve Lüdd kapısında ona yetişerek onu öldürecektir. Sonra Allah’ın dilediği süre kadar böylece kalacaktır. Ardından Allah, Îsâ’ya: “Kullarımı Tûr’a sığındır. Çünkü savaşmaya kimsenin gücünün yetmeyeceği bazı kullarımı çıkardım” diye vahyedecektir. Allah, Ye’cûc ve Me’cûc’u gönderecektir. Onlar, Allah’ın buyurduğu gibi her tepeden akın edeceklerdir. İlk grupları Taberiyye gölüne uğrayıp oradaki suyu içip bitirecek; son grupları oraya uğradığında: “Bir zamanlar burada su vardı” diyecektir. Sonra Beytülmakdis dağına varıncaya kadar yürüyecekler ve: “Yeryüzündekileri öldürdük, gelin şimdi de gökyüzündekileri öldürelim” diyeceklerdir. Oklarını göğe fırlatacaklar, Allah da onların oklarını kana bulanmış olarak geri çevirecektir. Meryem oğlu Îsâ ve arkadaşları kuşatılacaktır. O gün bir öküz başı, onlardan biri için bugün sizden birine ait yüz dinardan daha kıymetli olacaktır. Sonra Meryem oğlu Îsâ ve arkadaşları Allah’a dua edecekler, Allah da o kavmin boyunlarına kurtçuklar gönderecek ve hepsi tek bir kişinin ölümü gibi ölüp yok olacaklardır. Îsâ ve arkadaşları aşağı inecekler, fakat onların yağlarının, kokularının ve kanlarının doldurmadığı bir karış yer bile bulamayacaklardır. Îsâ ve arkadaşları tekrar Allah’a dua edecekler, Allah da onların üzerine deve boyunlarına benzeyen kuşlar gönderecektir. Bu kuşlar onları taşıyıp derin bir çukura atacaktır. Müslümanlar bu toplumdan kalan yayları, okları ve sadakları yedi yıl yakıt olarak kullanacaklardır. Allah, kıldan veya kerpiçten yapılmış hiçbir evin kendisinden korunamayacağı bir yağmur gönderecektir. Bu yağmur yeryüzünü yıkayıp onu ayna gibi bırakacaktır. Sonra yeryüzüne: “Meyvelerini çıkar ve bereketini geri getir” denilecektir. O gün bir topluluk tek bir narı yiyecek ve onun kabuğunun altında gölgelenecektir. Süte bereket verilecek; kalabalık bir topluluğa sağmal bir deve, bir kabileye sağmal bir inek ve bir oymağa sağmal bir koyun yetecektir. Onlar bu durumda iken Allah bir rüzgâr gönderecek ve bu rüzgâr bütün müminlerin ruhunu alacaktır. Geri kalan insanlar eşeklerin birbirine karıştığı gibi birbirine karışacaklar ve kıyamet onların üzerine kopacaktır.’ Tirmizî: Bu hadis hasen, sahih, garibdir. Onu yalnız Abdurrahman b. Yezîd b. Câbir’in rivâyetinden bilmekteyiz.

Jami At Tirmidhi 2240