حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ، أَخْبَرَنِي الْوَلِيدُ بْنُ أَبِي الْوَلِيدِ أَبُو عُثْمَانَ الْمَدَائِنِيُّ، أَنَّ عُقْبَةَ بْنَ مُسْلِمٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ شُفَيًّا الأَصْبَحِيَّ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، دَخَلَ الْمَدِينَةَ فَإِذَا هُوَ بِرَجُلٍ قَدِ اجْتَمَعَ عَلَيْهِ النَّاسُ فَقَالَ مَنْ هَذَا فَقَالُوا أَبُو هُرَيْرَةَ . فَدَنَوْتُ مِنْهُ حَتَّى قَعَدْتُ بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُوَ يُحَدِّثُ النَّاسَ فَلَمَّا سَكَتَ وَخَلاَ قُلْتُ لَهُ أَنْشُدُكَ بِحَقٍّ وَبِحَقٍّ لَمَا حَدَّثْتَنِي حَدِيثًا سَمِعْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَقَلْتَهُ وَعَلِمْتَهُ . فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ أَفْعَلُ لأُحَدِّثَنَّكَ حَدِيثًا حَدَّثَنِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَقَلْتُهُ وَعَلِمْتُهُ . ثُمَّ نَشَغَ أَبُو هُرَيْرَةَ نَشْغَةً فَمَكَثَ قَلِيلاً ثُمَّ أَفَاقَ فَقَالَ لأُحَدِّثَنَّكَ حَدِيثًا حَدَّثَنِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْبَيْتِ مَا مَعَنَا أَحَدٌ غَيْرِي وَغَيْرُهُ . ثُمَّ نَشَغَ أَبُو هُرَيْرَةَ نَشْغَةً أُخْرَى ثُمَّ أَفَاقَ فَمَسَحَ وَجْهَهُ فَقَالَ لأُحَدِّثَنَّكَ حَدِيثًا حَدَّثَنِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا وَهُوَ فِي هَذَا الْبَيْتِ مَا مَعَنَا أَحَدٌ غَيْرِي وَغَيْرُهُ . ثُمَّ نَشَغَ أَبُو هُرَيْرَةَ نَشْغَةً أُخْرَى ثُمَّ أَفَاقَ وَمَسَحَ وَجْهَهُ فَقَالَ أَفْعَلُ لأُحَدِّثَنَّكَ حَدِيثًا حَدَّثَنِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا مَعَهُ فِي هَذَا الْبَيْتِ مَا مَعَهُ أَحَدٌ غَيْرِي وَغَيْرُهُ . ثُمَّ نَشَغَ أَبُو هُرَيْرَةَ نَشْغَةً شَدِيدَةً ثُمَّ مَالَ خَارًّا عَلَى وَجْهِهِ فَأَسْنَدْتُهُ عَلَىَّ طَوِيلاً ثُمَّ أَفَاقَ فَقَالَ حَدَّثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ يَنْزِلُ إِلَى الْعِبَادِ لِيَقْضِيَ بَيْنَهُمْ وَكُلُّ أُمَّةٍ جَاثِيَةٌ فَأَوَّلُ مَنْ يَدْعُو بِهِ رَجُلٌ جَمَعَ الْقُرْآنَ وَرَجُلٌ قُتِلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَرَجُلٌ كَثِيرُ الْمَالِ فَيَقُولُ اللَّهُ لِلْقَارِئِ أَلَمْ أُعَلِّمْكَ مَا أَنْزَلْتُ عَلَى رَسُولِي قَالَ بَلَى يَا رَبِّ . قَالَ فَمَاذَا عَمِلْتَ فِيمَا عُلِّمْتَ قَالَ كُنْتُ أَقُومُ بِهِ آنَاءَ اللَّيْلِ وَآنَاءَ النَّهَارِ . فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ كَذَبْتَ وَتَقُولُ لَهُ الْمَلاَئِكَةُ كَذَبْتَ وَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ بَلْ أَرَدْتَ أَنْ يُقَالَ إِنَّ فُلاَنًا قَارِئٌ فَقَدْ قِيلَ ذَاكَ . وَيُؤْتَى بِصَاحِبِ الْمَالِ فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ أَلَمْ أُوَسِّعْ عَلَيْكَ حَتَّى لَمْ أَدَعْكَ تَحْتَاجُ إِلَى أَحَدٍ قَالَ بَلَى يَا رَبِّ . قَالَ فَمَاذَا عَمِلْتَ فِيمَا آتَيْتُكَ قَالَ كُنْتُ أَصِلُ الرَّحِمَ وَأَتَصَدَّقُ . فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ كَذَبْتَ وَتَقُولُ لَهُ الْمَلاَئِكَةُ كَذَبْتَ وَيَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى بَلْ أَرَدْتَ أَنْ يُقَالَ فُلاَنٌ جَوَادٌ فَقَدْ قِيلَ ذَاكَ . وَيُؤْتَى بِالَّذِي قُتِلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ فِي مَاذَا قُتِلْتَ فَيَقُولُ أُمِرْتُ بِالْجِهَادِ فِي سَبِيلِكَ فَقَاتَلْتُ حَتَّى قُتِلْتُ . فَيَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى لَهُ كَذَبْتَ وَتَقُولُ لَهُ الْمَلاَئِكَةُ كَذَبْتَ وَيَقُولُ اللَّهُ بَلْ أَرَدْتَ أَنْ يُقَالَ فُلاَنٌ جَرِيءٌ فَقَدْ قِيلَ ذَاكَ " . ثُمَّ ضَرَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى رُكْبَتِي فَقَالَ " يَا أَبَا هُرَيْرَةَ أُولَئِكَ الثَّلاَثَةُ أَوَّلُ خَلْقِ اللَّهِ تُسَعَّرُ بِهِمُ النَّارُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ " . وَقَالَ الْوَلِيدُ أَبُو عُثْمَانَ فَأَخْبَرَنِي عُقْبَةُ بْنُ مُسْلِمٍ أَنَّ شُفَيًّا هُوَ الَّذِي دَخَلَ عَلَى مُعَاوِيَةَ فَأَخْبَرَهُ بِهَذَا . قَالَ أَبُو عُثْمَانَ وَحَدَّثَنِي الْعَلاَءُ بْنُ أَبِي حَكِيمٍ أَنَّهُ كَانَ سَيَّافًا لِمُعَاوِيَةَ فَدَخَلَ عَلَيْهِ رَجُلٌ فَأَخْبَرَهُ بِهَذَا عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ فَقَالَ مُعَاوِيَةُ قَدْ فُعِلَ بِهَؤُلاَءِ هَذَا فَكَيْفَ بِمَنْ بَقِيَ مِنَ النَّاسِ ثُمَّ بَكَى مُعَاوِيَةُ بُكَاءً شَدِيدًا حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ هَالِكٌ وَقُلْنَا قَدْ جَاءَنَا هَذَا الرَّجُلُ بِشَرٍّ ثُمَّ أَفَاقَ مُعَاوِيَةُ وَمَسَحَ عَنْ وَجْهِهِ وَقَالَ صَدَقَ اللَّهُ وَرَسُولُهُْ : (مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَالَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لاَ يُبْخَسُونَ * أُولَئِكَ الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ إِلاَّ النَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ) . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ .
Şüfey el-Asbahî’den rivayete göre şöyle demiştir: Medine’ye girdiğimde insanların etrafında toplandığı bir adam gördüm. “Bu kimdir?” diye sordum. “Ebû Hüreyre’dir” dediler. İnsanlara hadis anlatırken ona yaklaştım ve önüne oturdum. Susup yalnız kalınca kendisine şöyle dedim: “Senden, hak ve hak adına, Resûlullah’tan işittiğin, anlayıp bildiğin bir hadisi bana anlatmanı istiyorum.” Ebû Hüreyre, “Bunu yapacağım; Resûlullah’ın bana anlattığı, anlayıp bildiğim bir hadisi sana anlatacağım” dedi. Sonra Ebû Hüreyre hıçkırarak ağladı, biraz bekledi ve kendine geldi. Ardından, “Bu evde benden ve kendisinden başka kimse yokken Resûlullah’ın bana anlattığı bir hadisi sana anlatacağım” dedi. Sonra bir kez daha hıçkırarak ağladı. Kendine gelince yüzünü sildi ve, “Resûlullah’ın bana anlattığı bir hadisi sana anlatacağım. Ben ve o bu evdeydik; yanımızda ikimizden başka kimse yoktu” dedi. Sonra Ebû Hüreyre tekrar hıçkırarak ağladı. Ardından kendine geldi, yüzünü sildi ve, “Bunu yapacağım; Resûlullah’ın bana anlattığı bir hadisi sana anlatacağım. Ben bu evde onun yanındaydım; ikimizden başka kimse yoktu” dedi. Sonra Ebû Hüreyre şiddetle hıçkırarak ağladı ve yüzüstü yere kapandı. Onu uzun süre kendime dayadım. Ardından kendine geldi ve şöyle dedi: Resûlullah bana anlattı ki: “Kıyamet günü Allah Tebâreke ve Teâlâ, kulları arasında hüküm vermek üzere onların yanına iner. Her ümmet diz çökmüş durumdadır. İlk çağrılanlar Kur’an’ı ezberleyen bir adam, Allah yolunda öldürülen bir adam ve çok mal sahibi bir adamdır. Allah Kur’an okuyana, ‘Resûlüme indirdiğim şeyi sana öğretmedim mi?’ der. O, ‘Evet, ey Rabbim’ der. Allah, ‘Öğrendiğin şeyle ne yaptın?’ der. O, ‘Gecenin ve gündüzün vakitlerinde onunla ibadete kalkardım’ der. Allah ona, ‘Yalan söyledin’ der; melekler de ona, ‘Yalan söyledin’ derler. Allah ona, ‘Aksine sen, falanca iyi bir Kur’an okuyucusudur denilmesini istedin ve bu da denildi’ der. Mal sahibi getirilir. Allah ona, ‘Sana bolluk vermedim mi, seni hiç kimseye muhtaç bırakmadım mı?’ der. O, ‘Evet, ey Rabbim’ der. Allah, ‘Sana verdiğim şeylerle ne yaptın?’ der. O, ‘Akrabalık bağını gözetir ve sadaka verirdim’ der. Allah ona, ‘Yalan söyledin’ der; melekler de ona, ‘Yalan söyledin’ derler. Allah Teâlâ, ‘Aksine sen, falanca cömerttir denilmesini istedin ve bu da denildi’ der. Allah yolunda öldürülen kişi getirilir. Allah ona, ‘Ne uğrunda öldürüldün?’ der. O, ‘Senin yolunda cihat etmem emredildi; ben de öldürülünceye kadar savaştım’ der. Allah Teâlâ ona, ‘Yalan söyledin’ der; melekler de ona, ‘Yalan söyledin’ derler. Allah, ‘Aksine sen, falanca cesurdur denilmesini istedin ve bu da denildi’ der.” Sonra Resûlullah dizime vurdu ve, “Ey Ebû Hüreyre! Bu üç kişi, kıyamet günü cehennem ateşinin kendileriyle tutuşturulacağı Allah’ın ilk yaratıklarıdır” buyurdu. Velîd Ebû Osman dedi ki: Ukbe b. Müslim bana, Şüfey’in bizzat Muâviye’nin yanına girerek bu hadisi ona anlattığını haber verdi. Ebû Osman dedi ki: Bana Alâ b. Ebî Hakîm de anlattı. Kendisi Muâviye’nin kılıçlı muhafızıydı. Muâviye’nin yanına bir adam girdi ve bu hadisi ona Ebû Hüreyre’den nakletti. Muâviye, “Bunlara böyle yapılırsa geride kalan insanlara ne yapılacak?” dedi. Sonra şiddetle ağladı. Öyle ki onun helâk olacağını sandık ve, “Bu adam bize bir kötülük getirdi” dedik. Ardından Muâviye kendine geldi, yüzünü sildi ve şöyle dedi: “Allah ve Resûlü doğru söyledi: ‘Kim dünya hayatını ve onun süsünü isterse, orada onların yaptıklarının karşılığını tastamam veririz; onlar orada hiçbir eksikliğe uğratılmazlar. İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şey bulunmayan kimselerdir. Orada yaptıkları boşa çıkmış ve yapmakta oldukları şeyler bâtıl olmuştur.’” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir.