أَخْبَرَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَعْدٍ، أَنْبَأَنَا عَمْرُو بْنُ أَبِي قَيْسٍ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ حُبَيْشٍ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ جَالِسٌ فِي الْمَسْجِدِ فَقَالَ الْقَوْمُ هَذَا عَدِيُّ بْنُ حَاتِمٍ . وَجِئْتُ بِغَيْرِ أَمَانٍ وَلاَ كِتَابٍ فَلَمَّا دَفَعْتُ إِلَيْهِ أَخَذَ بِيَدِي وَقَدْ كَانَ قَالَ قَبْلَ ذَلِكَ إِنِّي لأَرْجُو أَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ يَدَهُ فِي يَدِي قَالَ فَقَامَ بِي فَلَقِيَتْهُ امْرَأَةٌ وَصَبِيٌّ مَعَهَا . فَقَالاَ إِنَّ لَنَا إِلَيْكَ حَاجَةً فَقَامَ مَعَهُمَا حَتَّى قَضَى حَاجَتَهُمَا ثُمَّ أَخَذَ بِيَدِي حَتَّى أَتَى بِي دَارَهُ فَأَلْقَتْ لَهُ الْوَلِيدَةُ وِسَادَةً فَجَلَسَ عَلَيْهَا وَجَلَسْتُ بَيْنَ يَدَيْهِ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " مَا يُفِرُّكَ أَنْ تَقُولَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ فَهَلْ تَعْلَمُ مِنْ إِلَهٍ سِوَى اللَّهِ " . قَالَ قُلْتُ لاَ . قَالَ ثُمَّ تَكَلَّمَ سَاعَةً ثُمَّ قَالَ " إِنَّمَا تَفِرُّ أَنْ تَقُولَ اللَّهُ أَكْبَرُ وَتَعْلَمُ أَنَّ شَيْئًا أَكْبَرُ مِنَ اللَّهِ " . قَالَ قُلْتُ لاَ قَالَ " فَإِنَّ الْيَهُودَ مَغْضُوبٌ عَلَيْهِمْ وَإِنَّ النَّصَارَى ضُلاَّلٌ " . قَالَ قُلْتُ فَإِنِّي جِئْتُ مُسْلِمًا . قَالَ فَرَأَيْتُ وَجْهَهُ تَبَسَّطَ فَرَحًا قَالَ ثُمَّ أَمَرَ بِي فَأُنْزِلْتُ عِنْدَ رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ جَعَلْتُ أَغْشَاهُ آتِيهِ طَرَفَىِ النَّهَارِ قَالَ فَبَيْنَا أَنَا عِنْدَهُ عَشِيَّةً إِذْ جَاءَهُ قَوْمٌ فِي ثِيَابٍ مِنَ الصُّوفِ مِنْ هَذِهِ النِّمَارِ قَالَ فَصَلَّى وَقَامَ فَحَثَّ عَلَيْهِمْ ثُمَّ قَالَ " وَلَوْ صَاعٌ وَلَوْ بِنِصْفِ صَاعٍ وَلَوْ بِقَبْضَةٍ وَلَوْ بِبَعْضِ قَبْضَةٍ يَقِي أَحَدُكُمْ وَجْهَهُ حَرَّ جَهَنَّمَ أَوِ النَّارِ وَلَوْ بِتَمْرَةٍ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ فَإِنَّ أَحَدَكُمْ لاَقِي اللَّهَ وَقَائِلٌ لَهُ مَا أَقُولُ لَكُمْ أَلَمْ أَجْعَلْ لَكَ سَمْعًا وَبَصَرًا فَيَقُولُ بَلَى . فَيَقُولُ أَلَمْ أَجْعَلْ لَكَ مَالاً وَوَلَدًا فَيَقُولُ بَلَى . فَيَقُولُ أَيْنَ مَا قَدَّمْتَ لِنَفْسِكَ فَيَنْظُرُ قُدَّامَهُ وَبَعْدَهُ وَعَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ شِمَالِهِ ثُمَّ لاَ يَجِدُ شَيْئًا يَقِي بِهِ وَجْهَهُ حَرَّ جَهَنَّمَ لِيَقِ أَحَدُكُمْ وَجْهَهُ النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ فَإِنْ لَمْ يَجِدْ فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ فَإِنِّي لاَ أَخَافُ عَلَيْكُمُ الْفَاقَةَ فَإِنَّ اللَّهَ نَاصِرُكُمْ وَمُعْطِيكُمْ حَتَّى تَسِيرَ الظَّعِينَةُ فِيمَا بَيْنَ يَثْرِبَ وَالْحِيرَةِ أَكْثَرُ مَا تَخَافُ عَلَى مَطِيَّتِهَا السَّرَقَ " . قَالَ فَجَعَلْتُ أَقُولُ فِي نَفْسِي فَأَيْنَ لُصُوصُ طَيِّئٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ . وَرَوَى شُعْبَةُ عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ عَنْ عَبَّادِ بْنِ حُبَيْشٍ عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْحَدِيثَ بِطُولِهِ .
Abd b. Humeyd, Abdurrahman b. Sa’d vasıtasıyla Amr b. Ebî Kays’tan, Simâk b. Harb’den, Abbâd b. Hubeyş’ten, Adiyy b. Hâtim’den şöyle nakletmiştir: Mescidde oturmakta olan Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına geldim. İnsanlar, “Bu Adiyy b. Hâtim’dir” dediler. Hiçbir güvence ve yazı olmadan gelmiştim. Kendisine vardığım zaman elimden tuttu. Bundan önce de, “Allah’ın onun elini benim elime vermesini umuyorum” buyurmuştu. Benimle birlikte kalktı. Tam o sırada yanında bir çocuk bulunan bir kadın onu karşıladı. İkisi, “Sana arz edeceğimiz bir ihtiyacımız var” dediler. İhtiyaçlarını giderinceye kadar onlarla beraber durdu. Sonra elimden tuttu ve beni evine götürdü. Cariye ona bir minder attı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun üzerine oturdu, ben de önüne oturdum. Allah’a hamd ve senâ ettikten sonra şöyle buyurdu: “Lâ ilâhe illallah demekten seni alıkoyan nedir? Allah’ın dışında bir ilah mı biliyorsun?” Ben, “Hayır” diye cevap verdim. Sonra Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir süre konuştu ve şöyle buyurdu: “Allahu ekber demekten mi kaçınıyorsun? Allah’tan daha büyük bir şey mi biliyorsun?” Ben, “Hayır” dedim. Şöyle devam etti: “Yahudiler, Allah’ın gazabına uğramış kimselerdir; Hıristiyanlar ise sapıktır.” Ben de, “Ben Müslüman olarak geldim” dedim. Bunun üzerine yüzünün sevinçten açıldığını gördüm. Sonra benim için emir verdi ve Ensar’dan bir kimsenin evine yerleştirildim. Sabah akşam Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına gidip gelmeye başladım. Bir akşam vakti onun yanındayken yünden, çizgili elbiseler giymiş bir topluluk geldi. Namazı kıldırdı, sonra kalkıp cemaati bu kimselere yardım etmeye teşvik etti ve şöyle buyurdu: “Bir ölçekle, yarım ölçekle, bir avuçla, hatta bir avucun bir kısmıyla da olsa her biriniz yüzünü Cehennem’in sıcaklığından yahut ateşten korusun. Bir hurmayla, hatta yarım hurmayla da olsa bunu yapsın. Çünkü her biriniz Allah’a kavuşacak ve Allah ona benim size söylediğim gibi şöyle diyecektir: ‘Sana işitme ve görme duyusu vermedim mi?’ O kimse, ‘Evet’ diyecektir. Allah, ‘Sana mal ve evlat vermedim mi?’ buyuracak; o kimse de, ‘Evet’ diyecektir. Allah, ‘Kendin için önceden gönderdiklerin nerede?’ buyuracak. O kimse önüne, arkasına, sağına ve soluna bakacak, fakat yüzünü Cehennem’in sıcaklığından koruyacak bir şey bulamayacaktır. Her biriniz yarım hurmayla da olsa yüzünü ateşten korusun. Bunu bulamazsa güzel bir sözle korusun. Ben sizin için yoksulluktan endişe etmiyorum. Allah size yardım edecek ve verecektir. Öyle ki bir kadın Yesrib ile Hîre arasında yolculuk edecek ve bineği hakkında en fazla hırsızlardan korkacaktır.” Ben de içimden, “Tayy kabilesinin hırsızları nerede olacak?” dedim. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Onu yalnız Simâk b. Harb’in hadisinden bilmekteyiz. Şu’be de Simâk b. Harb’den, Abbâd b. Hubeyş’ten, Adiyy b. Hâtim’den, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den hadisin tamamını rivâyet etmiştir.