أَخْبَرَنَا نُوحُ بْنُ حَبِيبٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ كُلَيْبٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ عَلَّمَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الصَّلاَةَ فَقَامَ فَكَبَّرَ فَلَمَّا أَرَادَ أَنْ يَرْكَعَ طَبَّقَ يَدَيْهِ بَيْنَ رُكْبَتَيْهِ وَرَكَعَ فَبَلَغَ ذَلِكَ سَعْدًا فَقَالَ صَدَقَ أَخِي قَدْ كُنَّا نَفْعَلُ هَذَا ثُمَّ أُمِرْنَا بِهَذَا يَعْنِي الإِمْسَاكَ بِالرُّكَبِ .
Abdullah b. Mes’ud’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize namazı öğretti. Kalkıp tekbir aldı; rükû etmek istediğinde ellerini birbirine bitiştirip dizlerinin arasına koydu ve rükû etti. Bu haber Sa’d’a ulaşınca şöyle dedi: Kardeşim doğru söylemiştir. Biz böyle yapardık; sonra dizleri tutmakla emrolunduk.