أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي يَعْفُورٍ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ صَلَّيْتُ إِلَى جَنْبِ أَبِي وَجَعَلْتُ يَدَىَّ بَيْنَ رُكْبَتَىَّ فَقَالَ لِي اضْرِبْ بِكَفَّيْكَ عَلَى رُكْبَتَيْكَ . قَالَ ثُمَّ فَعَلْتُ ذَلِكَ مَرَّةً أُخْرَى فَضَرَبَ يَدِي وَقَالَ إِنَّا قَدْ نُهِينَا عَنْ هَذَا وَأُمِرْنَا أَنْ نَضْرِبَ بِالأَكُفِّ عَلَى الرُّكَبِ .
Mus’ab b. Sa’d’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Babamın yanında namaz kıldım ve ellerimi dizlerimin arasına koydum. Bana: Ellerini dizlerinin üzerine koy, dedi. Sonra bunu bir kez daha yaptım; bunun üzerine elime vurdu ve: Biz bunu yapmaktan menedildik ve avuçlarımızı dizlerimizin üzerine koymakla emrolunduk, dedi.