أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ فَضَالَةَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ النَّسَائِيُّ، قَالَ أَنْبَأَنَا شُرَيْحُ بْنُ النُّعْمَانِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثُمَامَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ، رضى الله عنه كَتَبَ لَهُ أَنَّ هَذِهِ فَرَائِضُ الصَّدَقَةِ الَّتِي فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمُسْلِمِينَ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ بِهَا رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فَمَنْ سُئِلَهَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ عَلَى وَجْهِهَا فَلْيُعْطِهَا وَمَنْ سُئِلَ فَوْقَهَا فَلاَ يُعْطِهِ فِيمَا دُونَ خَمْسٍ وَعِشْرِينَ مِنَ الإِبِلِ فِي خَمْسِ ذَوْدٍ شَاةٌ فَإِذَا بَلَغَتْ خَمْسًا وَعِشْرِينَ فَفِيهَا بِنْتُ مَخَاضٍ إِلَى خَمْسٍ وَثَلاَثِينَ فَإِنْ لَمْ تَكُنِ ابْنَةُ مَخَاضٍ فَابْنُ لَبُونٍ ذَكَرٌ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتَّةً وَثَلاَثِينَ فَفِيهَا بِنْتُ لَبُونِ إِلَى خَمْسٍ وَأَرْبَعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتَّةً وَأَرْبَعِينَ فَفِيهَا حِقَّةٌ طَرُوقَةُ الْفَحْلِ إِلَى سِتِّينَ فَإِذَا بَلَغَتْ إِحْدَى وَسِتِّينَ فَفِيهَا جَذَعَةٌ إِلَى خَمْسَةٍ وَسَبْعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتَّةً وَسَبْعِينَ فَفِيهَا ابْنَتَا لَبُونٍ إِلَى تِسْعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ إِحْدَى وَتِسْعِينَ فَفِيهَا حِقَّتَانِ طَرُوقَتَا الْفَحْلِ إِلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ عَلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَفِي كُلِّ أَرْبَعِينَ ابْنَةُ لَبُونٍ وَفِي كُلِّ خَمْسِينَ حِقَّةٌ فَإِذَا تَبَايَنَ أَسْنَانُ الإِبِلِ فِي فَرَائِضِ الصَّدَقَاتِ فَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْجَذَعَةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ جَذَعَةٌ وَعِنْدَهُ حِقَّةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ الْحِقَّةُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْحِقَّةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ إِلاَّ جَذَعَةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيُعْطِيهِ الْمُصَّدِّقُ عِشْرِينَ دِرْهَمًا أَوْ شَاتَيْنِ وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْحِقَّةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ وَعِنْدَهُ ابْنَةُ لَبُونٍ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ بِنْتِ لَبُونٍ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ إِلاَّ حِقَّةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيُعْطِيهِ الْمُصَّدِّقُ عِشْرِينَ دِرْهَمًا أَوْ شَاتَيْنِ وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ بِنْتِ لَبُونٍ وَعِنْدَهُ بِنْتُ مَخَاضٍ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ ابْنَةِ مَخَاضٍ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ إِلاَّ ابْنُ لَبُونٍ ذَكَرٌ فَإِنَّهُ يُقْبَلُ مِنْهُ وَلَيْسَ مَعَهُ شَىْءٌ وَمَنْ لَمْ يَكُنْ عِنْدَهُ إِلاَّ أَرْبَعَةٌ مِنَ الإِبِلِ فَلَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا وَفِي صَدَقَةِ الْغَنَمِ فِي سَائِمَتِهَا إِذَا كَانَتْ أَرْبَعِينَ فَفِيهَا شَاةٌ إِلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ وَاحِدَةٌ فَفِيهَا شَاتَانِ إِلَى مِائَتَيْنِ فَإِذَا زَادَتْ وَاحِدَةٌ فَفِيهَا ثَلاَثُ شِيَاهٍ إِلَى ثَلاَثِمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ وَاحِدَةٌ فَفِي كُلِّ مِائَةٍ شَاةٌ وَلاَ تُؤْخَذُ فِي الصَّدَقَةِ هَرِمَةٌ وَلاَ ذَاتُ عَوَارٍ وَلاَ تَيْسُ الْغَنَمِ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ الْمُصَّدِّقُ وَلاَ يُجْمَعُ بَيْنَ مُتَفَرِّقٍ وَلاَ يُفَرَّقُ بَيْنَ مُجْتَمِعٍ خَشْيَةَ الصَّدَقَةِ وَمَا كَانَ مِنْ خَلِيطَيْنِ فَإِنَّهُمَا يَتَرَاجَعَانِ بَيْنَهُمَا بِالسَّوِيَّةِ وَإِذَا كَانَتْ سَائِمَةُ الرَّجُلِ نَاقِصَةً مِنْ أَرْبَعِينَ شَاةٌ وَاحِدَةٌ فَلَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا وَفِي الرِّقَةِ رُبُعُ الْعُشْرِ فَإِنْ لَمْ يَكُنِ الْمَالُ إِلاَّ تِسْعِينَ وَمِائَةً فَلَيْسَ فِيهِ شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا .
Enes b. Mâlik (radıyallahü anh)'ten rivâyete göre, Ebû Bekir (radıyallahü anh), Enes b. Mâlik'e zekât konusunda Allah'ın, Rasûlüne emrettiği ve Rasûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) Müslümanlara farz kıldığı miktarları şöyle yazmıştı: Müslümanlardan buna uygun zekât istenirse hemen versin; fazlası istenirse vermesin. Yirmi beş deveye kadar her beş devede bir koyun verilir. Develer yirmi beşe ulaşınca otuz beşe kadar bir yaşını bitirmiş dişi bir deve zekât olarak verilir. Bir yaşını bitirmiş dişi deve yoksa iki yaşını bitirmiş erkek bir deve verilmelidir. Otuz altıdan kırk beşe kadar iki yaşını bitirmiş dişi bir deve zekât olarak verilir. Kırk altıdan altmışa kadar üç yaşını bitirmiş ve erkeğe çekilebilecek dişi bir deve verilir. Altmış birden yetmiş beşe kadar dört yaşını bitirmiş dişi bir deve zekât olarak verilir. Yetmiş altıdan doksana kadar iki yaşını bitirmiş iki dişi deve zekât olarak verilir. Doksan birden yüz yirmiye kadar üç yaşını bitirmiş ve erkeğe çekilebilecek iki dişi deve verilir. Yüz yirmiden sonra her kırk devede iki yaşını bitirmiş dişi bir deve, her elli devede ise üç yaşını bitirmiş dişi bir deve zekât olarak verilir. Zekât olarak verilmesi gereken develerin yaşları farklı olduğunda, dört yaşını bitirmiş dişi bir deve vermesi gereken kimsenin böyle bir devesi bulunmaz da üç yaşını bitirmiş dişi bir devesi bulunursa bu deve ondan kabul edilir; ayrıca kolayına gelirse iki koyun veya yirmi dirhem verir. Üç yaşını bitirmiş dişi bir deve vermesi gereken kimsenin yalnız dört yaşını bitirmiş dişi bir devesi bulunursa bu deve kabul edilir ve zekât memuru ona yirmi dirhem veya iki koyun verir. Üç yaşını bitirmiş dişi bir deve vermesi gereken kimsenin böyle bir devesi bulunmaz da iki yaşını bitirmiş dişi bir devesi bulunursa bu deve kabul edilir; ayrıca kolayına gelirse iki koyun veya yirmi dirhem verir. İki yaşını bitirmiş dişi bir deve vermesi gereken kimsenin yalnız üç yaşını bitirmiş dişi bir devesi bulunursa bu deve kabul edilir ve zekât memuru ona yirmi dirhem veya iki koyun verir. İki yaşını bitirmiş dişi bir deve vermesi gereken kimsenin bir yaşını bitirmiş dişi bir devesi bulunursa bu deve kabul edilir; ayrıca kolayına gelirse iki koyun veya yirmi dirhem verir. Bir yaşını bitirmiş dişi bir deve vermesi gereken kimsenin yalnız iki yaşını bitirmiş erkek bir devesi bulunursa bu deve kendisinden kabul edilir ve yanında başka bir şey vermesi gerekmez. Yalnız dört devesi bulunan kimseye zekât düşmez; ancak sahibi isterse verebilir. Otlaklarda beslenen koyunlar kırka ulaşınca yüz yirmiye kadar bir koyun verilir. Yüz yirmiyi bir koyun aşınca iki yüze kadar iki koyun verilir. İki yüzü bir koyun aşınca üç yüze kadar üç koyun verilir. Üç yüzü bir koyun aşınca her yüz koyunda bir koyun verilir. Zekât olarak çok yaşlı, kusurlu hayvan veya sürünün tekesi alınmaz; ancak zekât memuru uygun görürse alınabilir. Zekât korkusuyla ayrı olanlar birleştirilmez, birlikte olanlar da ayrılmaz. İki ortağın malından zekât alınmışsa ortaklar kendi aralarında payları oranında birbirlerine başvururlar. Bir kimsenin otlakta beslenen koyunları kırktan bir eksikse zekât gerekmez; ancak sahibi isterse verebilir. Gümüşün zekâtı kırkta birdir. Gümüş yüz doksan dirhemden ibaretse ona zekât gerekmez; ancak sahibi isterse verebilir.