أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ الأَخْنَسِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ اللُّقَطَةِ فَقَالَ " مَا كَانَ فِي طَرِيقٍ مَأْتِيٍّ أَوْ فِي قَرْيَةٍ عَامِرَةٍ فَعَرِّفْهَا سَنَةً فَإِنْ جَاءَ صَاحِبُهَا وَإِلاَّ فَلَكَ وَمَا لَمْ يَكُنْ فِي طَرِيقٍ مَأْتِيٍّ وَلاَ فِي قَرْيَةٍ عَامِرَةٍ فَفِيهِ وَفِي الرِّكَازِ الْخُمْسُ " .
Amr b. Şuayb, babasından, o da dedesinden rivâyet ederek şöyle diyor: Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) buluntu eşya hakkında soruldu. Şöyle buyurdu: “İşlek bir yolda veya meskûn bir yerleşim yerinde bulunan şeyi bir yıl ilân et. Sahibi gelirse ona ver; gelmezse o senindir. İşlek bir yolda veya meskûn bir yerleşim yerinde bulunmayan şeyden ve rikâzdan beşte bir alınır.”