أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، وَهَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ أَبِي الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ هَنَّادٌ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَرَادَ أَنْ يُحْرِمَ ادَّهَنَ بِأَطْيَبِ مَا يَجِدُهُ حَتَّى أَرَى وَبِيصَهُ فِي رَأْسِهِ وَلِحْيَتِهِ . تَابَعَهُ إِسْرَائِيلُ عَلَى هَذَا الْكَلاَمِ وَقَالَ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَسْوَدِ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَائِشَةَ .
Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem), ihrama girmek istediğinde bulabildiği en güzel kokuyu sürünürdü. O kadar ki onun parlaklığını başında ve sakalında görürdüm. Hennâd rivâyetinde “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)” demiştir. İsrâil de bu sözde ona tâbi olmuş ve Abdurrahman b. Esved’den, o da babasından, o da Âişe’den rivâyet etmiştir.