أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، قَالَ تَفَرَّقَ النَّاسُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، فَقَالَ لَهُ قَائِلٌ مِنْ أَهْلِ الشَّامِ أَيُّهَا الشَّيْخُ حَدِّثْنِي حَدِيثًا سَمِعْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . قَالَ نَعَمْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " أَوَّلُ النَّاسِ يُقْضَى لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثَلاَثَةٌ رَجُلٌ اسْتُشْهِدَ فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا قَالَ قَاتَلْتُ فِيكَ حَتَّى اسْتُشْهِدْتُ . قَالَ كَذَبْتَ وَلَكِنَّكَ قَاتَلْتَ لِيُقَالَ فُلاَنٌ جَرِيءٌ فَقَدْ قِيلَ ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ حَتَّى أُلْقِيَ فِي النَّارِ وَرَجُلٌ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ وَعَلَّمَهُ وَقَرَأَ الْقُرْآنَ فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا قَالَ تَعَلَّمْتُ الْعِلْمَ وَعَلَّمْتُهُ وَقَرَأْتُ فِيكَ الْقُرْآنَ . قَالَ كَذَبْتَ وَلَكِنَّكَ تَعَلَّمْتَ الْعِلْمَ لِيُقَالَ عَالِمٌ وَقَرَأْتَ الْقُرْآنَ لِيُقَالَ قَارِئٌ فَقَدْ قِيلَ ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ حَتَّى أُلْقِيَ فِي النَّارِ وَرَجُلٌ وَسَّعَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَأَعْطَاهُ مِنْ أَصْنَافِ الْمَالِ كُلِّهِ فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا فَقَالَ مَا عَمِلْتَ فِيهَا قَالَ مَا تَرَكْتُ مِنْ سَبِيلٍ تُحِبُّ " . قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَلَمْ أَفْهَمْ تُحِبُّ كَمَا أَرَدْتُ " أَنْ يُنْفَقَ فِيهَا إِلاَّ أَنْفَقْتُ فِيهَا لَكَ . قَالَ كَذَبْتَ وَلَكِنْ لِيُقَالَ إِنَّهُ جَوَادٌ فَقَدْ قِيلَ ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ فَأُلْقِيَ فِي النَّارِ " .
Süleyman b. Yesar (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: İnsanlar Ebu Hureyre’nin yanından ayrılıp gidince Şamlı bir kimse Ebu Hureyre’ye gelerek: (Ey yaşlı kimse! Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittiğin bir hadisi bana anlat.) dedi. Ebu Hüreyre de: (Evet.) dedi ve şöyle anlattı: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim, şöyle diyordu: (Kıyamet günü üç kişinin hesapları önceden görülür. Birincisi, savaşta şehid olan kimsedir. Getirilir, kendisine verilen nimetler ona gösterilir. O da o nimetleri tanır. Sonra Allah ona: Bu nimetlere karşılık dünyada ne yaptın? diye sorar. O kimse de: Senin yolunda savaştım ve şehid düştüm, der. Allah: Yalan söylüyorsun; fakat sen, falan kimse çok cesurdur desinler diye savaştın, neticede senin hakkında böyle söylendi, der. Sonra Allah emreder ve yüzüstü sürüklenerek Cehenneme atılır. Diğer bir kimse ise ilim tahsil edip onu başkalarına öğreten ve Kur’an okuyan kimsedir. Kıyamet günü o da Allah’ın huzuruna getirilir, kendisine verilen nimetler gösterilir. O da kendisine verilen tüm nimetleri tanır. Sonra Allah ona sorar: (Bu nimetler karşılığında ne yaptın?) O da: (İlim öğrendim ve başkalarına da öğrettim. Senin rızanı kazanmak için Kur’an okudum.) der. Allah da: (Yalan söylüyorsun. Sen âlim desinler diye ilim tahsil ettin. Kur’an okuyucusu desinler diye Kur’an okudun, sonunda sana da böyle denildi.) der. Sonra Allah tarafından emir verilir ve yüzüstü sürüklenerek Cehenneme atılır. Diğer bir kimse de Allah’ın kendisine bolluk verdiği ve her türlü malı verdiği bir kimsedir. O da Allah’ın huzuruna getirilir ve dünyada kendisine verilen nimetler gösterilir. O da onları tanır. Allah: (Bunca nimete karşılık ne yaptın?) diye sorar. O kişi de: (Senin sevdiğin hiçbir yolu bırakmadım; malımdan o yolda harcadım.) der. Ebu Abdurrahman der ki: (Senin sevdiğin) ifadesini istediğim gibi anlayamadım. (Senin infak edilmesini istediğin her yere senin için infak ettim.) demiş olmalıdır. Allah: (Yalan söylüyorsun. Sen bütün bunları falan adam cömerttir desinler diye yaptın ve sonunda sana böyle de söylendi.) der. Sonra Allah emreder ve yüzüstü sürüklenerek Cehenneme atılır.)