حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا رَجَعَ يَوْمَ الْخَنْدَقِ وَوَضَعَ السِّلاَحَ وَاغْتَسَلَ، فَأَتَاهُ جِبْرِيلُ وَقَدْ عَصَبَ رَأْسَهُ الْغُبَارُ فَقَالَ وَضَعْتَ السِّلاَحَ، فَوَاللَّهِ مَا وَضَعْتُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَأَيْنَ ". قَالَ هَا هُنَا. وَأَوْمَأَ إِلَى بَنِي قُرَيْظَةَ. قَالَتْ فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Aişe'den nakledildiğine göre Allah'ın Resulü Hendek günü dönüp silahını bıraktı ve yıkandı. Bu sırada başına toz bulaşmış hâlde Cebrail geldi ve: "Silahı bıraktın mı? Allah'a yemin olsun ki ben bırakmadım" dedi. Allah'ın Resulü: "Nereye?" diye sordu. Cebrail, Beni Kureyza'yı işaret ederek: "Şuraya" dedi. Bunun üzerine Allah'ın Resulü onların üzerine yürüdü.