أَخْبَرَنَا الْقَاسِمُ بْنُ زَكَرِيَّا بْنِ دِينَارٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ مُفَضَّلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَسْبَاطُ، قَالَ زَعَمَ السُّدِّيُّ عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ فَتْحِ مَكَّةَ أَمَّنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّاسَ إِلاَّ أَرْبَعَةَ نَفَرٍ وَامْرَأَتَيْنِ وَقَالَ " اقْتُلُوهُمْ وَإِنْ وَجَدْتُمُوهُمْ مُتَعَلِّقِينَ بِأَسْتَارِ الْكَعْبَةِ " . عِكْرِمَةُ بْنُ أَبِي جَهْلٍ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ خَطَلٍ وَمِقْيَسُ بْنُ صُبَابَةَ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ أَبِي السَّرْحِ فَأَمَّا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ خَطَلٍ فَأُدْرِكَ وَهُوَ مُتَعَلِّقٌ بِأَسْتَارِ الْكَعْبَةِ فَاسْتَبَقَ إِلَيْهِ سَعِيدُ بْنُ حُرَيْثٍ وَعَمَّارُ بْنُ يَاسِرٍ فَسَبَقَ سَعِيدٌ عَمَّارًا - وَكَانَ أَشَبَّ الرَّجُلَيْنِ - فَقَتَلَهُ وَأَمَّا مِقْيَسُ بْنُ صُبَابَةَ فَأَدْرَكَهُ النَّاسُ فِي السُّوقِ فَقَتَلُوهُ وَأَمَّا عِكْرِمَةُ فَرَكِبَ الْبَحْرَ فَأَصَابَتْهُمْ عَاصِفٌ فَقَالَ أَصْحَابُ السَّفِينَةِ أَخْلِصُوا فَإِنَّ آلِهَتَكُمْ لاَ تُغْنِي عَنْكُمْ شَيْئًا هَا هُنَا . فَقَالَ عِكْرِمَةُ وَاللَّهِ لَئِنْ لَمْ يُنَجِّنِي مِنَ الْبَحْرِ إِلاَّ الإِخْلاَصُ لاَ يُنَجِّينِي فِي الْبَرِّ غَيْرُهُ اللَّهُمَّ إِنَّ لَكَ عَلَىَّ عَهْدًا إِنْ أَنْتَ عَافَيْتَنِي مِمَّا أَنَا فِيهِ أَنْ آتِيَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَضَعَ يَدِي فِي يَدِهِ فَلأَجِدَنَّهُ عَفُوًّا كَرِيمًا . فَجَاءَ فَأَسْلَمَ وَأَمَّا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ أَبِي السَّرْحِ فَإِنَّهُ اخْتَبَأَ عِنْدَ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ فَلَمَّا دَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّاسَ إِلَى الْبَيْعَةِ جَاءَ بِهِ حَتَّى أَوْقَفَهُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ بَايِعْ عَبْدَ اللَّهِ . قَالَ فَرَفَعَ رَأْسَهُ فَنَظَرَ إِلَيْهِ ثَلاَثًا كُلَّ ذَلِكَ يَأْبَى فَبَايَعَهُ بَعْدَ ثَلاَثٍ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى أَصْحَابِهِ فَقَالَ " أَمَا كَانَ فِيكُمْ رَجُلٌ رَشِيدٌ يَقُومُ إِلَى هَذَا حَيْثُ رَآنِي كَفَفْتُ يَدِي عَنْ بَيْعَتِهِ فَيَقْتُلَهُ " . فَقَالُوا وَمَا يُدْرِينَا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا فِي نَفْسِكَ هَلاَّ أَوْمَأْتَ إِلَيْنَا بِعَيْنِكَ . قَالَ " إِنَّهُ لاَ يَنْبَغِي لِنَبِيٍّ أَنْ يَكُونَ لَهُ خَائِنَةُ أَعْيُنٍ " .
Mus’ab b. Sa’d (radıyallahü anh), babasından naklediyor ve şöyle diyor: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'nin fethi günü insanlara eman verdi. Fakat dört erkekle iki kadına eman vermemişti. Onlar hakkında: “Onları Kâbe örtüsüne yapışmış halde bulsanız bile öldürün” buyurdu. Bunlar, Ebû Cehil’in oğlu İkrime, Hatal oğlu Abdullah, Subâbe oğlu Mikyes ve Sa’d b. Ebî Serh oğlu Abdullah idi. Hatal oğlu Abdullah, Kâbe’nin örtüsüne yapışmış olduğu halde yakalandı. Saîd b. Hureys ile Ammâr b. Yâsir ona doğru yarıştılar. Bu ikisinden daha genç olan Saîd, Ammâr'ı geçerek onu öldürdü. Subâbe oğlu Mikyes'i de insanlar çarşıda yakalayıp öldürdüler. İkrime ise gemiye binerek kaçtı. Bir ara gemi fırtınaya yakalandı. Gemidekiler: “İhlaslı ve samimi olun; şu anda putlarınız ve ilâhlarınızın hiçbirinin size bir faydası olmaz” dediler. Bunun üzerine İkrime: “Vallahi, denizde beni ihlâstan başka bir şey kurtaramazsa karada da ondan başkası kurtaramaz. Allah’ım, sana söz veriyorum: Eğer beni şu anda içinde bulunduğum tehlikeden kurtarırsan Muhammed’e gidip elimi onun eline koyacağım. Onu mutlaka affedici ve ikram sahibi olarak bulacağım” dedi. Kurtulunca gelip Müslüman oldu. Sa’d b. Ebî Serh oğlu Abdullah ise Osman b. Affân’ın yanında gizlendi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) insanları biat etmeye çağırınca Osman, onu getirip Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) huzurunda durdurdu ve: “Ey Allah'ın Rasûlü! Abdullah'ın biatini kabul et” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) başını kaldırıp ona üç defa baktı ve her defasında biatini kabul etmekten kaçındı. Üç defadan sonra biatini kabul etti. Sonra ashabına dönerek: “Elimi onun biatinden çektiğimi gördüğü zaman kalkıp onu öldürecek aklı başında bir adam aranızda yok muydu?” buyurdu. Ashap: “Ey Allah'ın Rasûlü! Senin içinden geçeni biz nereden bilelim? Bize gözünle işaret etseydin ya!” dediler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de şöyle buyurdu: “Hiçbir peygambere haince göz işareti yapmak yakışmaz.”