أَخْبَرَنَا زَكَرِيَّا بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ وَاقِدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ يَزِيدَ النَّحْوِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ فِي سُورَةِ النَّحْلِ { مَنْ كَفَرَ بِاللَّهِ مِنْ بَعْدِ إِيمَانِهِ إِلاَّ مَنْ أُكْرِهَ } إِلَى قَوْلِهِ { لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ } فَنُسِخَ وَاسْتَثْنَى مِنْ ذَلِكَ فَقَالَ { ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُوا إِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحِيمٌ } وَهُوَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ أَبِي سَرْحٍ الَّذِي كَانَ عَلَى مِصْرَ كَانَ يَكْتُبُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَزَلَّهُ الشَّيْطَانُ فَلَحِقَ بِالْكُفَّارِ فَأَمَرَ بِهِ أَنْ يُقْتَلَ يَوْمَ الْفَتْحِ فَاسْتَجَارَ لَهُ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ فَأَجَارَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
İbn Abbâs (radıyallahü anh), Nahl sûresindeki “Kim imanından sonra Allah’ı inkâr ederse, kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç...” ayetinden “Onlar için büyük bir azap vardır” ayetine kadar olan kısım hakkında şöyle dedi: Bu hüküm neshedildi ve bundan bir istisna yapılarak şöyle buyuruldu: “Sonra şüphesiz Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, ardından cihad edip sabreden kimseler içindir. Şüphesiz Rabbin bundan sonra çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” Bu kişi, Mısır valisi olan Abdullah b. Sa’d b. Ebî Serh idi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) için vahiy yazardı. Şeytan onu kaydırdı ve kâfirlere katıldı. Bunun üzerine fetih günü öldürülmesi emredildi. Osman b. Affân onun için eman diledi, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da ona eman verdi.