حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الأَحْزَابِ يَنْقُلُ التُّرَابَ وَقَدْ وَارَى التُّرَابُ بَيَاضَ بَطْنِهِ، وَهُوَ يَقُولُ لَوْلاَ أَنْتَ مَا اهْتَدَيْنَا وَلاَ تَصَدَّقْنَا وَلاَ صَلَّيْنَا. فَأَنْزِلِ السَّكِينَةَ عَلَيْنَا وَثَبِّتِ الأَقْدَامَ إِنْ لاَقَيْنَا. إِنَّ الأُلَى قَدْ بَغَوْا عَلَيْنَا إِذَا أَرَادُوا فِتْنَةً أَبَيْنَا.
Bera şöyle demiştir: Hendek günü Allah'ın Resulü'nü toprak taşırken gördüm. Toprak, karnının beyazlığını örtmüştü. Şöyle diyordu: "Sen olmasaydın doğru yolu bulamaz, sadaka veremez ve namaz kılamazdık. Biz düşmanla karşılaştığımızda üzerimize huzur indir ve ayaklarımızı sabit kıl. Onlar bize saldırdılar; fitne istediklerinde biz buna yanaşmadık."