Nesâî

4354 numaralı hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُمَرَ بْنِ عَلِيِّ بْنِ مُقَدَّمٍ الْمُقَدَّمِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَ أَبِي عُبَيْدَةَ وَنَحْنُ ثَلاَثُمِائَةٍ وَبِضْعَةَ عَشَرَ وَزَوَّدَنَا جِرَابًا مِنْ تَمْرٍ فَأَعْطَانَا قَبْضَةً قَبْضَةً فَلَمَّا أَنْ جُزْنَاهُ أَعْطَانَا تَمْرَةً تَمْرَةً حَتَّى إِنْ كُنَّا لَنَمُصُّهَا كَمَا يَمُصُّ الصَّبِيُّ وَنَشْرَبُ عَلَيْهَا الْمَاءَ فَلَمَّا فَقَدْنَاهَا وَجَدْنَا فَقْدَهَا حَتَّى إِنْ كُنَّا لَنَخْبِطُ الْخَبَطَ بِقِسِيِّنَا وَنَسَفُّهُ ثُمَّ نَشْرَبُ عَلَيْهِ مِنَ الْمَاءِ حَتَّى سُمِّينَا جَيْشَ الْخَبَطِ ثُمَّ أَجَزْنَا السَّاحِلَ فَإِذَا دَابَّةٌ مِثْلُ الْكَثِيبِ يُقَالُ لَهُ الْعَنْبَرُ فَقَالَ أَبُو عُبَيْدَةَ مَيْتَةٌ لاَ تَأْكُلُوهُ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ جَيْشُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَنَحْنُ مُضْطَرُّونَ كُلُوا بِاسْمِ اللَّهِ ‏.‏ فَأَكَلْنَا مِنْهُ وَجَعَلْنَا مِنْهُ وَشِيقَةً وَلَقَدْ جَلَسَ فِي مَوْضِعِ عَيْنِهِ ثَلاَثَةَ عَشَرَ رَجُلاً - قَالَ - فَأَخَذَ أَبُو عُبَيْدَةَ ضِلَعًا مِنْ أَضْلاَعِهِ فَرَحَلَ بِهِ أَجْسَمَ بَعِيرٍ مِنْ أَبَاعِرِ الْقَوْمِ فَأَجَازَ تَحْتَهُ فَلَمَّا قَدِمْنَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَا حَبَسَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا كُنَّا نَتَّبِعُ عِيرَاتِ قُرَيْشٍ وَذَكَرْنَا لَهُ مِنْ أَمْرِ الدَّابَّةِ فَقَالَ ‏"‏ ذَاكَ رِزْقٌ رَزَقَكُمُوهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَمَعَكُمْ مِنْهُ شَىْءٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْنَا نَعَمْ ‏.‏

Câbir'den (radıyallahü anh) rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ebu Ubeyde komutasında bizi gönderdi. Üç yüz on küsur kişiydik. Bize azık olarak bir dağarcık hurma verdi. Ebu Ubeyde bize birer avuç hurma veriyordu. Onu tüketmeye yaklaşınca birer hurma vermeye başladı. Çocukların meme emdikleri gibi o bir hurmayı emiyor ve üzerine su içiyorduk. Tükenince onun yokluğunu hissettik. O kadar aç kaldık ki yaylarımızla ağaç yapraklarını indiriyor, onları yiyip üzerine su içiyorduk. Böylece bize Ağaç Yaprağı Ordusu denildi. Sonra sahile vardığımızda bir de ne görelim, kum yığını gibi, anber denilen kocaman bir deniz hayvanı! Ebu Ubeyde önce, "Leştir, yemeyin" dedi. Sonra, "Biz Rasûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ordusuyuz, Allah yolundayız ve zor durumda kaldık. Allah'ın adını anarak yiyin" dedi. Ondan yedik ve etinden kurutulmuş et yaptık. O balığın göz çukuruna on üç kişi oturmuştu. Câbir diyor ki: Ebu Ubeyde o balığın kaburga kemiklerinden birini aldı, topluluğun en iri devesine semer vurdu ve deveyi kemiğin altından geçirdi. Rasûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına dönünce, "Sizi alıkoyan neydi?" buyurdu. Biz de, "Kureyş kervanlarını takip ediyorduk" dedik ve ona deniz hayvanından bahsettik. Bunun üzerine, "O, Allah'ın sizi rızıklandırdığı bir rızıktır. Ondan yanınızda bir şey var mı?" buyurdu. Biz de, "Evet" dedik.

Sunan an Nasai 4354