Nesâî

5400 numaralı hadis

أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنْ سُفْيَانَ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَتْ مُلُوكٌ بَعْدَ عِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ بَدَّلُوا التَّوْرَاةَ وَالإِنْجِيلَ وَكَانَ فِيهِمْ مُؤْمِنُونَ يَقْرَءُونَ التَّوْرَاةَ قِيلَ لِمُلُوكِهِمْ مَا نَجِدُ شَتْمًا أَشَدَّ مِنْ شَتْمٍ يَشْتِمُونَّا هَؤُلاَءِ إِنَّهُمْ يَقْرَءُونَ ‏{‏وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ‏}‏ وَهَؤُلاَءِ الآيَاتِ مَعَ مَا يَعِيبُونَّا بِهِ فِي أَعْمَالِنَا فِي قِرَاءَتِهِمْ فَادْعُهُمْ فَلْيَقْرَءُوا كَمَا نَقْرَأُ وَلْيُؤْمِنُوا كَمَا آمَنَّا‏.‏ فَدَعَاهُمْ فَجَمَعَهُمْ وَعَرَضَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلَ أَوْ يَتْرُكُوا قِرَاءَةَ التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ إِلاَّ مَا بَدَّلُوا مِنْهَا فَقَالُوا مَا تُرِيدُونَ إِلَى ذَلِكَ دَعُونَا‏.‏ فَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمُ ابْنُوا لَنَا أُسْطُوَانَةً ثُمَّ ارْفَعُونَا إِلَيْهَا ثُمَّ اعْطُونَا شَيْئًا نَرْفَعُ بِهِ طَعَامَنَا وَشَرَابَنَا فَلاَ نَرِدُ عَلَيْكُمْ‏.‏ وَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ دَعُونَا نَسِيحُ فِي الأَرْضِ وَنَهِيمُ وَنَشْرَبُ كَمَا يَشْرَبُ الْوَحْشُ فَإِنْ قَدَرْتُمْ عَلَيْنَا فِي أَرْضِكُمْ فَاقْتُلُونَا‏.‏ وَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمُ ابْنُوا لَنَا دُورًا فِي الْفَيَافِي وَنَحْتَفِرُ الآبَارَ وَنَحْتَرِثُ الْبُقُولَ فَلاَ نَرِدُ عَلَيْكُمْ وَلاَ نَمُرُّ بِكُمْ وَلَيْسَ أَحَدٌ مِنَ الْقَبَائِلِ إِلاَّ وَلَهُ حَمِيمٌ فِيهِمْ‏.‏ قَالَ فَفَعَلُوا ذَلِكَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ إِلاَّ ابْتِغَاءَ رِضْوَانِ اللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا‏}‏ وَالآخَرُونَ قَالُوا نَتَعَبَّدُ كَمَا تَعَبَّدَ فُلاَنٌ وَنَسِيحُ كَمَا سَاحَ فُلاَنٌ وَنَتَّخِذُ دُورًا كَمَا اتَّخَذَ فُلاَنٌ‏.‏ وَهُمْ عَلَى شِرْكِهِمْ لاَ عِلْمَ لَهُمْ بِإِيمَانِ الَّذِينَ اقْتَدَوْا بِهِ فَلَمَّا بَعَثَ اللَّهُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَلَمْ يَبْقَ مِنْهُمْ إِلاَّ قَلِيلٌ انْحَطَّ رَجُلٌ مِنْ صَوْمَعَتِهِ وَجَاءَ سَائِحٌ مِنْ سِيَاحَتِهِ وَصَاحِبُ الدَّيْرِ مِنْ دَيْرِهِ فَآمَنُوا بِهِ وَصَدَّقُوهُ فَقَالَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَآمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِهِ‏}‏ أَجْرَيْنِ بِإِيمَانِهِمْ بِعِيسَى وَبِالتَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ وَبِإِيمَانِهِمْ بِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم وَتَصْدِيقِهِمْ قَالَ ‏{‏يَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِ‏}‏ الْقُرْآنَ وَاتِّبَاعَهُمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏{‏لِئَلاَّ يَعْلَمَ أَهْلُ الْكِتَابِ‏}‏ يَتَشَبَّهُونَ بِكُمْ ‏{‏أَنْ لاَ يَقْدِرُونَ عَلَى شَىْءٍ مِنْ فَضْلِ اللَّهِ‏}‏ الآيَةَ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre şöyle demiştir: Îsâ b. Meryem’den (aleyhissalâtü vesselâm) sonra birtakım krallar çıktı. Bunlar Tevrat ve İncil’i değiştirdiler. Aralarında Tevrat’ı okuyan müminler de vardı. Krallarına şöyle denildi: “Bizi kötüleyen bunların kötülemesinden daha ağır bir kötüleme görmüyoruz. Onlar, ‘Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir’ diye okuyorlar. Okudukları diğer âyetlerle de yaptıklarımızı ayıplıyorlar. Onları çağır; bizim okuduğumuz gibi okusunlar ve bizim inandığımız gibi inansınlar.” Bunun üzerine hükümdar onları çağırıp topladı ve kendilerine ya öldürülmeyi ya da Tevrat ile İncil’den yalnız değiştirilmiş kısımları okuyup geri kalanını okumayı bırakmalarını teklif etti. Onlar, “Bunu niçin istiyorsunuz? Bizi hâlimize bırakın” dediler. İçlerinden bir grup şöyle dedi: “Bize yüksek bir sütun yapın, sonra bizi onun üzerine çıkarın. Yiyecek ve içeceğimizi yukarı çekebileceğimiz bir şey de verin; böylece yanınıza inmeyiz.” Bir başka grup, “Bırakın, yeryüzünde dolaşıp gezelim ve yabani hayvanların içtiği gibi içelim. Bizi topraklarınızda ele geçirirseniz öldürün” dedi. Başka bir grup ise, “Issız yerlerde bize evler yapın; kuyular kazıp sebze yetiştirelim. Böylece yanınıza gelmeyiz ve size uğramayız” dedi. Kabilelerden her birinin onların arasında bir yakını vardı. Dediklerini yaptılar. Bunun üzerine Allah azze ve celle şu âyeti indirdi: “Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu Biz onlara gerekli kılmamıştık; yalnız Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri uydurdular, fakat ona da gereği gibi uymadılar.” Sonrakiler ise, “Falanın ibadet ettiği gibi ibadet eder, falanın dolaştığı gibi dolaşır ve falanın edindiği gibi evler ediniriz” dediler. Hâlbuki onlar şirkleri üzereydiler ve örnek aldıkları kimselerin imanları hakkında hiçbir bilgileri yoktu. Allah, Peygamber’i (sallallahü aleyhi ve sellem) gönderdiğinde onlardan pek azı kalmıştı. Bir adam hücresinden indi, bir gezgin seyahatinden geldi, manastırda yaşayan da manastırından çıktı; ona iman edip onu tasdik ettiler. Bunun üzerine Allah tebareke ve teâlâ şöyle buyurdu: “Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve O’nun elçisine iman edin ki size rahmetinden iki pay versin.” Îsâ’ya, Tevrat’a ve İncil’e iman etmeleriyle, Muhammed’e (sallallahü aleyhi ve sellem) iman edip onu tasdik etmeleri karşılığında iki ecir verilir. Allah şöyle buyurdu: “Size, aydınlığında yürüyeceğiniz bir nur versin.” Yani Kur’an’ı ve Peygamber’e (sallallahü aleyhi ve sellem) uymayı ihsan etsin. Ardından şöyle buyurdu: “Ehl-i kitap bilsin ki Allah’ın lütfundan hiçbir şeye güç yetiremezler.”

Sunan an Nasai 5400