وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ رَأَى رَبِيعَةَ بْنَ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ يَقْلِسُ مِرَارًا وَهُوَ فِي الْمَسْجِدِ فَلاَ يَنْصَرِفُ وَلاَ يَتَوَضَّأُ حَتَّى يُصَلِّيَ . قَالَ يَحْيَى وَسُئِلَ مَالِكٌ عَنْ رَجُلٍ قَلَسَ طَعَامًا هَلْ عَلَيْهِ وُضُوءٌ فَقَالَ لَيْسَ عَلَيْهِ وُضُوءٌ وَلْيَتَمَضْمَضْ مِنْ ذَلِكَ وَلْيَغْسِلْ فَاهُ .
Mâlik, Rebîa b. Ebû Abdurrahman'ı mescitte bulunduğu sırada defalarca ağzına gelen yiyeceği geri çıkarırken gördüğünü; buna rağmen ayrılmayıp abdest almadan namaz kıldığını rivayet etmiştir. Yahyâ şöyle dedi: Mâlik'e, yediği şeyi ağzına geri getiren kimseye abdest gerekip gerekmediği soruldu. "Abdest gerekmez; ancak bundan dolayı ağzını çalkalasın ve yıkasın" dedi.