حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَهْلِ الْكُوفَةِ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، كَتَبَ إِلَى عَامِلِ جَيْشٍ كَانَ بَعَثَهُ إِنَّهُ بَلَغَنِي أَنَّ رِجَالاً مِنْكُمْ يَطْلُبُونَ الْعِلْجَ حَتَّى إِذَا أَسْنَدَ فِي الْجَبَلِ وَامْتَنَعَ قَالَ رَجُلٌ مَطْرَسْ - يَقُولَ لاَ تَخَفْ - فَإِذَا أَدْرَكَهُ قَتَلَهُ وَإِنِّي وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ أَعْلَمُ مَكَانَ وَاحِدٍ فَعَلَ ذَلِكَ إِلاَّ ضَرَبْتُ عُنُقَهُ . قَالَ يَحْيَى سَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ لَيْسَ هَذَا الْحَدِيثُ بِالْمُجْتَمَعِ عَلَيْهِ وَلَيْسَ عَلَيْهِ الْعَمَلُ . وَسُئِلَ مَالِكٌ عَنِ الإِشَارَةِ بِالأَمَانِ أَهِيَ بِمَنْزِلَةِ الْكَلاَمِ فَقَالَ نَعَمْ وَإِنِّي أَرَى أَنْ يُتَقَدَّمَ إِلَى الْجُيُوشِ أَنْ لاَ تَقْتُلُوا أَحَدًا أَشَارُوا إِلَيْهِ بِالأَمَانِ لأَنَّ الإِشَارَةَ عِنْدِي بِمَنْزِلَةِ الْكَلاَمِ وَإِنَّهُ بَلَغَنِي أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ قَالَ مَا خَتَرَ قَوْمٌ بِالْعَهْدِ إِلاَّ سَلَّطَ اللَّهُ عَلَيْهِمُ الْعَدُوَّ .
Yahya, Malik'ten, o da Kûfelilerden bir adamdan naklettiğine göre Ömer b. Hattab, gönderdiği ordunun komutanına şöyle yazdı: «Bana ulaştığına göre sizden bazı adamlar bir Acemin peşine düşüyor; o dağa sığınıp kendisini korumaya alınca bir adam ona 'Matras', yani 'Korkma' diyor; sonra ona yetişince onu öldürüyor. Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki bunu yapan bir kişinin yerini öğrenirsem mutlaka boynunu vururum.» Yahya dedi ki: Malik'in şöyle söylediğini işittim: «Bu hadis üzerinde ittifak edilmiş değildir ve uygulama da buna göre değildir.» Malik'e, güvence vermek için yapılan işaretin söz hükmünde olup olmadığı soruldu. O da şöyle dedi: «Evet. Ordulara, kendisine güvence işareti verdikleri hiç kimseyi öldürmemelerinin önceden bildirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü bana göre işaret söz hükmündedir. Bana ulaştığına göre Abdullah b. Abbas şöyle demiştir: Bir topluluk ahdine hıyanet ettiğinde Allah mutlaka düşmanı onlara musallat eder.»