وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ قَالَ كَانَ عَلَىَّ مَشْىٌ فَأَصَابَتْنِي خَاصِرَةٌ فَرَكِبْتُ حَتَّى أَتَيْتُ مَكَّةَ فَسَأَلْتُ عَطَاءَ بْنَ أَبِي رَبَاحٍ وَغَيْرَهُ فَقَالُوا عَلَيْكَ هَدْىٌ . فَلَمَّا قَدِمْتُ الْمَدِينَةَ سَأَلْتُ عُلَمَاءَهَا فَأَمَرُونِي أَنْ أَمْشِيَ مَرَّةً أُخْرَى مِنْ حَيْثُ عَجَزْتُ فَمَشَيْتُ . قَالَ يَحْيَى وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ فَالأَمْرُ عِنْدَنَا فِيمَنْ يَقُولُ عَلَىَّ مَشْىٌ إِلَى بَيْتِ اللَّهِ أَنَّهُ إِذَا عَجَزَ رَكِبَ ثُمَّ عَادَ فَمَشَى مِنْ حَيْثُ عَجَزَ فَإِنْ كَانَ لاَ يَسْتَطِيعُ الْمَشْىَ فَلْيَمْشِ مَا قَدَرَ عَلَيْهِ ثُمَّ لْيَرْكَبْ وَعَلَيْهِ هَدْىُ بَدَنَةٍ أَوْ بَقَرَةٍ أَوْ شَاةٍ إِنْ لَمْ يَجِدْ إِلاَّ هِيَ . وَسُئِلَ مَالِكٌ عَنِ الرَّجُلِ يَقُولُ لِلرَّجُلِ أَنَا أَحْمِلُكَ إِلَى بَيْتِ اللَّهِ فَقَالَ مَالِكٌ إِنْ نَوَى أَنْ يَحْمِلَهُ عَلَى رَقَبَتِهِ يُرِيدُ بِذَلِكَ الْمَشَقَّةَ وَتَعَبَ نَفْسِهِ فَلَيْسَ ذَلِكَ عَلَيْهِ وَلْيَمْشِ عَلَى رِجْلَيْهِ وَلْيُهْدِ وَإِنْ لَمْ يَكُنْ نَوَى شَيْئًا فَلْيَحْجُجْ وَلْيَرْكَبْ وَلْيَحْجُجْ بِذَلِكَ الرَّجُلِ مَعَهُ وَذَلِكَ أَنَّهُ قَالَ أَنَا أَحْمِلُكَ إِلَى بَيْتِ اللَّهِ فَإِنْ أَبَى أَنْ يَحُجَّ مَعَهُ فَلَيْسَ عَلَيْهِ شَىْءٌ وَقَدْ قَضَى مَا عَلَيْهِ . قَالَ يَحْيَى سُئِلَ مَالِكٌ عَنِ الرَّجُلِ يَحْلِفُ بِنُذُورٍ مُسَمَّاةٍ مَشْيًا إِلَى بَيْتِ اللَّهِ أَنْ لاَ يُكَلِّمَ أَخَاهُ أَوْ أَبَاهُ بِكَذَا وَكَذَا نَذْرًا لِشَىْءٍ لاَ يَقْوَى عَلَيْهِ وَلَوْ تَكَلَّفَ ذَلِكَ كُلَّ عَامٍ لَعُرِفَ أَنَّهُ لاَ يَبْلُغُ عُمْرُهُ مَا جَعَلَ عَلَى نَفْسِهِ مِنْ ذَلِكَ فَقِيلَ لَهُ هَلْ يُجْزِيهِ مِنْ ذَلِكَ نَذْرٌ وَاحِدٌ أَوْ نُذُورٌ مُسَمَّاةٌ فَقَالَ مَالِكٌ مَا أَعْلَمُهُ يُجْزِئُهُ مِنْ ذَلِكَ إِلاَّ الْوَفَاءُ بِمَا جَعَلَ عَلَى نَفْسِهِ فَلْيَمْشِ مَا قَدَرَ عَلَيْهِ مِنَ الزَّمَانِ وَلْيَتَقَرَّبْ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى بِمَا اسْتَطَاعَ مِنَ الْخَيْرِ .
Yahyâ b. Saîd şöyle dedi: Beytullah'a yürümek üzerime borçtu. Yanıma bir ağrı saplandı da bineğe bindim ve Mekke'ye kadar geldim. Atâ b. Ebî Rebâh'a ve başkalarına sordum. Onlar: «Sana kurban gerekir» dediler. Medine'ye döndüğümde oranın âlimlerine sordum. Bana, güçsüz kaldığım yerden başlayarak bir defa daha yürümemi emrettiler; ben de yürüdüm. Yahyâ şöyle dedi: Mâlik'i şöyle derken işittim: Bizde hüküm, «Beytullah'a yürümek üzerime borç olsun» diyen kimse hakkında şöyledir: Güçsüz kalırsa bineğe biner; sonra geri dönerek güçsüz kaldığı yerden itibaren yürür. Yürümeye gücü yetmiyorsa gücü yettiği kadar yürüsün, sonra bineğe binsin. Ayrıca bir deve, bir sığır veya yalnızca onu bulabiliyorsa bir koyun kurban etmesi gerekir. Mâlik'e, bir başkasına «Seni Beytullah'a taşıyacağım» diyen kişinin durumu soruldu. Mâlik şöyle dedi: Onu boynunda taşımaya niyet etmiş ve bununla meşakkati ve nefsini yormayı kastetmişse bunu yapması gerekmez; kendi ayakları üzerinde yürüsün ve kurban kessin. Eğer belirli bir şeye niyet etmemişse hac yapsın, bineğe binsin ve o kişiyi de yanında hacca götürsün. Çünkü o, «Seni Beytullah'a taşıyacağım» demiştir. O kişi kendisiyle birlikte haccetmeyi reddederse artık üzerine bir şey gerekmez; yükümlülüğünü yerine getirmiş olur. Yahyâ şöyle dedi: Mâlik'e, kardeşiyle veya babasıyla konuşmamak için Beytullah'a yürümek üzere belirli sayıda adakla yemin eden; gücünün yetmeyeceği bir şey için şu kadar ve şu kadar adakta bulunan ve bunları her yıl yerine getirmeye çalışsa bile ömrünün, üzerine yüklediği adakları tamamlamaya yetmeyeceği bilinen kişinin durumu soruldu. Ona, «Bunların yerine tek bir adak mı, yoksa belirli sayıda adak mı yeterli olur?» denildi. Mâlik şöyle dedi: Üzerine yüklediği şeyi yerine getirmekten başkasının ona yeteceğini bilmiyorum. Gücü yettiği müddetçe yürüsün ve yapabildiği hayırlarla yüce Allah'a yaklaşsın.