وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ أَتَتِ امْرَأَةٌ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ فَقَالَتْ إِنِّي نَذَرْتُ أَنْ أَنْحَرَ ابْنِي . فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لاَ تَنْحَرِي ابْنَكِ وَكَفِّرِي عَنْ يَمِينِكِ، . فَقَالَ شَيْخٌ عِنْدَ ابْنِ عَبَّاسٍ وَكَيْفَ يَكُونُ فِي هَذَا كَفَّارَةٌ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى قَالَ وَ {الَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَائِهِمْ} ثُمَّ جَعَلَ فِيهِ مِنَ الْكَفَّارَةِ مَا قَدْ رَأَيْتَ .
Kasım b. Muhammed'den: Abdullah b. Abbas'a bir kadın gelerek: «Oğlumu kurban etmeyi nezrettim» dedi. İbn Abbas: «Oğlunu kurban etme ve yeminin için kefaret ver» dedi. İbn Abbas'ın yanında bulunan bir ihtiyar: «Bunda nasıl kefaret olur?» diye sordu. İbn Abbas şöyle dedi: «Şüphesiz Allah Teâlâ, ‘İçinizden kadınlarına zıhar yapanlar...’ buyurmuş, sonra bunda gördüğün kefareti koymuştur.»