وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّهُ قَالَ عِدَّةُ الْمُسْتَحَاضَةِ سَنَةٌ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا فِي الْمُطَلَّقَةِ الَّتِي تَرْفَعُهَا حَيْضَتُهَا حِينَ يُطَلِّقُهَا زَوْجُهَا أَنَّهَا تَنْتَظِرُ تِسْعَةَ أَشْهُرٍ فَإِنْ لَمْ تَحِضْ فِيهِنَّ اعْتَدَّتْ ثَلاَثَةَ أَشْهُرٍ فَإِنْ حَاضَتْ قَبْلَ أَنْ تَسْتَكْمِلَ الأَشْهُرَ الثَّلاَثَةَ اسْتَقْبَلَتِ الْحَيْضَ فَإِنْ مَرَّتْ بِهَا تِسْعَةُ أَشْهُرٍ قَبْلَ أَنْ تَحِيضَ اعْتَدَّتْ ثَلاَثَةَ أَشْهُرٍ فَإِنْ حَاضَتِ الثَّانِيَةَ قَبْلَ أَنْ تَسْتَكْمِلَ الأَشْهُرَ الثَّلاَثَةَ اسْتَقْبَلَتِ الْحَيْضَ فَإِنْ مَرَّتْ بِهَا تِسْعَةُ أَشْهُرٍ قَبْلَ أَنْ تَحِيضَ اعْتَدَّتْ ثَلاَثَةَ أَشْهُرٍ فَإِنْ حَاضَتِ الثَّالِثَةَ كَانَتْ قَدِ اسْتَكْمَلَتْ عِدَّةَ الْحَيْضِ فَإِنْ لَمْ تَحِضِ اسْتَقْبَلَتْ ثَلاَثَةَ أَشْهُرٍ ثُمَّ حَلَّتْ وَلِزَوْجِهَا عَلَيْهَا فِي ذَلِكَ الرَّجْعَةُ قَبْلَ أَنْ تَحِلَّ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ قَدْ بَتَّ طَلاَقَهَا . قَالَ مَالِكٌ السُّنَّةُ عِنْدَنَا أَنَّ الرَّجُلَ إِذَا طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَلَهُ عَلَيْهَا رَجْعَةٌ فَاعْتَدَّتْ بَعْضَ عِدَّتِهَا ثُمَّ ارْتَجَعَهَا ثُمَّ فَارَقَهَا قَبْلَ أَنْ يَمَسَّهَا أَنَّهَا لاَ تَبْنِي عَلَى مَا مَضَى مِنْ عِدَّتِهَا وَأَنَّهَا تَسْتَأْنِفُ مِنْ يَوْمَ طَلَّقَهَا عِدَّةً مُسْتَقْبَلَةً وَقَدْ ظَلَمَ زَوْجُهَا نَفْسَهُ وَأَخْطَأَ إِنْ كَانَ ارْتَجَعَهَا وَلاَ حَاجَةَ لَهُ بِهَا . قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّ الْمَرْأَةَ إِذَا أَسْلَمَتْ وَزَوْجُهَا كَافِرٌ ثُمَّ أَسْلَمَ فَهُوَ أَحَقُّ بِهَا مَا دَامَتْ فِي عِدَّتِهَا فَإِنِ انْقَضَتْ عِدَّتُهَا فَلاَ سَبِيلَ لَهُ عَلَيْهَا وَإِنْ تَزَوَّجَهَا بَعْدَ انْقِضَاءِ عِدَّتِهَا لَمْ يُعَدَّ ذَلِكَ طَلاَقًا وَإِنَّمَا فَسَخَهَا مِنْهُ الإِسْلاَمُ بِغَيْرِ طَلاَقٍ .
İbn Şihâb'dan, Said b. Müseyyeb'in şöyle dediği rivayet edildi: «İstihâze kanı gören kadının iddeti bir yıldır.» Mâlik şöyle dedi: Bizde uygulanan hükme göre, kocası kendisini boşadığı sırada hayızdan kesilen boşanmış kadın dokuz ay bekler. Bu süre içinde hayız görmezse üç ay iddet bekler. Üç ay tamamlanmadan hayız görürse hayızla iddet beklemeye başlar. Hayız görmeden dokuz ay geçerse üç ay iddet bekler. Bu üç ay tamamlanmadan ikinci defa hayız görürse yine hayızla iddet beklemeye başlar. Hayız görmeden dokuz ay daha geçerse üç ay iddet bekler. Üçüncü defa hayız görürse hayız iddetini tamamlamış olur. Hayız görmezse yeniden üç ay bekler ve sonra evlenmesi helâl olur. Boşaması kesin olmadığı sürece, evlenmesi helâl olmadan önce kocasının bu süre içinde ona dönme hakkı vardır. Mâlik şöyle dedi: Bizde sünnet şudur: Bir kimse, dönme hakkı bulunan karısını boşar, kadın iddetinin bir kısmını bekledikten sonra kocası ona döner ve ardından ona dokunmadan kendisinden ayrılırsa kadın, iddetinden daha önce geçen kısmı esas almaz; kocasının onu boşadığı günden itibaren yeni bir iddete başlar. Kocası ona ihtiyacı olmadığı hâlde geri dönmüşse kendisine zulmetmiş ve hata etmiş olur. Mâlik şöyle dedi: Bizde uygulanan hükme göre, bir kadın Müslüman olur, kocası ise kâfir kalır ve sonra o da Müslüman olursa, kadın iddeti içinde bulunduğu sürece kocası ona dönmeye daha hak sahibidir. Kadının iddeti sona ermişse artık kocasının onun üzerinde bir hakkı yoktur. İddeti sona erdikten sonra onunla yeniden evlenirse bu, boşama sayılmaz. Çünkü kadın, boşama olmaksızın İslâm sebebiyle ondan ayrılmıştır.