Muvatta Malik

1342 numaralı hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ مُعَيْقِيبٍ الدَّوْسِيِّ، مِثْلُ ذَلِكَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَهُوَ الأَمْرُ عِنْدَنَا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا أَنْ لاَ تُبَاعَ الْحِنْطَةُ بِالْحِنْطَةِ وَلاَ التَّمْرُ بِالتَّمْرِ وَلاَ الْحِنْطَةُ بِالتَّمْرِ وَلاَ التَّمْرُ بِالزَّبِيبِ وَلاَ الْحِنْطَةُ بِالزَّبِيبِ وَلاَ شَىْءٌ مِنَ الطَّعَامِ كُلِّهِ إِلاَّ يَدًا بِيَدٍ فَإِنْ دَخَلَ شَيْئًا مِنْ ذَلِكَ الأَجَلُ لَمْ يَصْلُحْ وَكَانَ حَرَامًا وَلاَ شَىْءَ مِنَ الأُدْمِ كُلِّهَا إِلاَّ يَدًا بِيَدٍ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَلاَ يُبَاعُ شَىْءٌ مِنَ الطَّعَامِ وَالأُدْمِ إِذَا كَانَ مِنْ صِنْفٍ وَاحِدٍ اثْنَانِ بِوَاحِدٍ فَلاَ يُبَاعُ مُدُّ حِنْطَةٍ بِمُدَّىْ حِنْطَةٍ وَلاَ مُدُّ تَمْرٍ بِمُدَّىْ تَمْرٍ وَلاَ مُدُّ زَبِيبٍ بِمُدَّىْ زَبِيبٍ وَلاَ مَا أَشْبَهَ ذَلِكَ مِنَ الْحُبُوبِ وَالأُدْمِ كُلِّهَا إِذَا كَانَ مِنْ صِنْفٍ وَاحِدٍ وَإِنْ كَانَ يَدًا بِيَدٍ إِنَّمَا ذَلِكَ بِمَنْزِلَةِ الْوَرِقِ بِالْوَرِقِ وَالذَّهَبِ بِالذَّهَبِ لاَ يَحِلُّ فِي شَىْءٍ مِنْ ذَلِكَ الْفَضْلُ وَلاَ يَحِلُّ إِلاَّ مِثْلاً بِمِثْلٍ يَدًا بِيَدٍ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَإِذَا اخْتَلَفَ مَا يُكَالُ أَوْ يُوزَنُ مِمَّا يُؤْكَلُ أَوْ يُشْرَبُ فَبَانَ اخْتِلاَفُهُ فَلاَ بَأْسَ أَنْ يُؤْخَذَ مِنْهُ اثْنَانِ بِوَاحِدٍ يَدًا بِيَدٍ وَلاَ بَأْسَ أَنْ يُؤْخَذَ صَاعٌ مِنْ تَمْرٍ بِصَاعَيْنِ مِنْ حِنْطَةٍ وَصَاعٌ مِنْ تَمْرٍ بِصَاعَيْنِ مِنْ زَبِيبٍ وَصَاعٌ مِنْ حِنْطَةٍ بِصَاعَيْنِ مِنْ سَمْنٍ فَإِذَا كَانَ الصِّنْفَانِ مِنْ هَذَا مُخْتَلِفَيْنِ فَلاَ بَأْسَ بِاثْنَيْنِ مِنْهُ بِوَاحِدٍ أَوْ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ يَدًا بِيَدٍ فَإِنْ دَخَلَ ذَلِكَ الأَجَلُ فَلاَ يَحِلُّ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَلاَ تَحِلُّ صُبْرَةُ الْحِنْطَةِ بِصُبْرَةِ الْحِنْطَةِ وَلاَ بَأْسَ بِصُبْرَةِ الْحِنْطَةِ بِصُبْرَةِ التَّمْرِ يَدًا بِيَدٍ وَذَلِكَ أَنَّهُ لاَ بَأْسَ أَنْ يُشْتَرَى الْحِنْطَةُ بِالتَّمْرِ جِزَافًا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَكُلُّ مَا اخْتَلَفَ مِنَ الطَّعَامِ وَالأُدْمِ فَبَانَ اخْتِلاَفُهُ فَلاَ بَأْسَ أَنْ يُشْتَرَى بَعْضُهُ بِبَعْضٍ جِزَافًا يَدًا بِيَدٍ فَإِنْ دَخَلَهُ الأَجَلُ فَلاَ خَيْرَ فِيهِ وَإِنَّمَا اشْتِرَاءُ ذَلِكَ جِزَافًا كَاشْتِرَاءِ بَعْضِ ذَلِكَ بِالذَّهَبِ وَالْوَرِقِ جِزَافًا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَذَلِكَ أَنَّكَ تَشْتَرِي الْحِنْطَةَ بِالْوَرِقِ جِزَافًا وَالتَّمْرَ بِالذَّهَبِ جِزَافًا فَهَذَا حَلاَلٌ لاَ بَأْسَ بِهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَمَنْ صَبَّرَ صُبْرَةَ طَعَامٍ وَقَدْ عَلِمَ كَيْلَهَا ثُمَّ بَاعَهَا جِزَافًا وَكَتَمَ الْمُشْتَرِي كَيْلَهَا فَإِنَّ ذَلِكَ لاَ يَصْلُحُ فَإِنْ أَحَبَّ الْمُشْتَرِي أَنْ يَرُدَّ ذَلِكَ الطَّعَامَ عَلَى الْبَائِعِ رَدَّهُ بِمَا كَتَمَهُ كَيْلَهُ وَغَرَّهُ وَكَذَلِكَ كُلُّ مَا عَلِمَ الْبَائِعُ كَيْلَهُ وَعَدَدَهُ مِنَ الطَّعَامِ وَغَيْرِهِ ثُمَّ بَاعَهُ جِزَافًا وَلَمْ يَعْلَمِ الْمُشْتَرِي ذَلِكَ فَإِنَّ الْمُشْتَرِيَ إِنْ أَحَبَّ أَنْ يَرُدَّ ذَلِكَ عَلَى الْبَائِعِ رَدَّهُ وَلَمْ يَزَلْ أَهْلُ الْعِلْمِ يَنْهَوْنَ عَنْ ذَلِكَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَلاَ خَيْرَ فِي الْخُبْزِ قُرْصٍ بِقُرْصَيْنِ وَلاَ عَظِيمٍ بِصَغِيرٍ إِذَا كَانَ بَعْضُ ذَلِكَ أَكْبَرَ مِنْ بَعْضٍ فَأَمَّا إِذَا كَانَ يَتَحَرَّى أَنْ يَكُونَ مِثْلاً بِمِثْلٍ فَلاَ بَأْسَ بِهِ وَإِنْ لَمْ يُوزَنْ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ لاَ يَصْلُحُ مُدُّ زُبْدٍ وَمُدُّ لَبَنٍ بِمُدَّىْ زُبْدٍ وَهُوَ مِثْلُ الَّذِي وَصَفْنَا مِنَ التَّمْرِ الَّذِي يُبَاعُ صَاعَيْنِ مِنْ كَبِيسٍ وَصَاعًا مِنْ حَشَفٍ بِثَلاَثَةِ أَصْوُعٍ مِنْ عَجْوَةٍ حِينَ قَالَ لِصَاحِبِهِ إِنَّ صَاعَيْنِ مِنْ كَبِيسٍ بِثَلاَثَةِ أَصْوُعٍ مِنَ الْعَجْوَةِ لاَ يَصْلُحُ ‏.‏ فَفَعَلَ ذَلِكَ لِيُجِيزَ بَيْعَهُ وَإِنَّمَا جَعَلَ صَاحِبُ اللَّبَنِ اللَّبَنَ مَعَ زُبْدِهِ لِيَأْخُذَ فَضْلَ زُبْدِهِ عَلَى زُبْدِ صَاحِبِهِ حِينَ أَدْخَلَ مَعَهُ اللَّبَنَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَالدَّقِيقُ بِالْحِنْطَةِ مِثْلاً بِمِثْلٍ لاَ بَأْسَ بِهِ وَذَلِكَ لأَنَّهُ أَخْلَصَ الدَّقِيقَ فَبَاعَهُ بِالْحِنْطَةِ مِثْلاً بِمِثْلٍ وَلَوْ جَعَلَ نِصْفَ الْمُدِّ مِنْ دَقِيقٍ وَنِصْفَهُ مِنْ حِنْطَةٍ فَبَاعَ ذَلِكَ بِمُدٍّ مِنْ حِنْطَةٍ كَانَ ذَلِكَ مِثْلَ الَّذِي وَصَفْنَا لاَ يَصْلُحُ لأَنَّهُ إِنَّمَا أَرَادَ أَنْ يَأْخُذَ فَضْلَ حِنْطَتِهِ الْجَيِّدَةِ حَتَّى جَعَلَ مَعَهَا الدَّقِيقَ فَهَذَا لاَ يَصْلُحُ ‏.‏

Mâlik'e ulaştığına göre Kasım b. Muhammed, İbn Müaykıb ed-Devsî'den bunun benzerini rivayet etti. Mâlik şöyle dedi: Bizde uygulama budur. Mâlik şöyle dedi: Bizce üzerinde ittifak edilen hüküm şudur: Buğday buğdayla, hurma hurmayla, buğday hurmayla, hurma kuru üzümle, buğday kuru üzümle ve yiyeceklerin hiçbir çeşidi ancak peşin olarak alınıp satılır. Bunlardan herhangi birine vade girerse bu uygun olmaz ve haram olur. Katıkların da hiçbir çeşidi ancak peşin olarak alınıp satılır. Mâlik şöyle dedi: Yiyecek ve katıklardan aynı cinsten olan hiçbir şey ikiye bir olarak satılmaz. Bir müdd buğday iki müdd buğdayla, bir müdd hurma iki müdd hurmayla, bir müdd kuru üzüm iki müdd kuru üzümle ve bunlara benzeyen aynı cinsteki bütün hububat ve katıklar, peşin olsa bile, bu şekilde satılmaz. Bu, gümüşün gümüşle ve altının altınla değişimi gibidir. Bunların hiçbirinde fazlalık helâl değildir; ancak misli misline ve peşin olması helâldir. Mâlik şöyle dedi: Ölçekle veya tartıyla alınıp satılan, yenilen ya da içilen şeylerin cinsleri farklı olur ve farklılıkları açıkça belli bulunursa, peşin olmak şartıyla bunlardan ikisinin biri karşılığında alınmasında sakınca yoktur. Bir sa' hurmanın iki sa' buğdayla, bir sa' hurmanın iki sa' kuru üzümle ve bir sa' buğdayın iki sa' sade yağla alınmasında sakınca yoktur. Bu iki cins birbirinden farklı olduğunda, peşin olmak şartıyla birinin iki veya daha fazlası karşılığında alınmasında sakınca yoktur. Buna vade girerse helâl olmaz. Mâlik şöyle dedi: Bir yığın buğdayın başka bir yığın buğday karşılığında satılması helâl değildir. Bir yığın buğdayın bir yığın hurma karşılığında peşin satılmasında ise sakınca yoktur. Çünkü buğdayın hurma karşılığında götürü olarak satın alınmasında sakınca yoktur. Mâlik şöyle dedi: Yiyecek ve katıklardan cinsleri farklı olup farklılıkları açıkça belli olanların birbirleri karşılığında götürü ve peşin olarak satın alınmasında sakınca yoktur. Buna vade girerse onda hayır yoktur. Bunların götürü olarak satın alınması, bir kısmının altın veya gümüş karşılığında götürü olarak satın alınması gibidir. Mâlik şöyle dedi: Nitekim buğdayı gümüş karşılığında, hurmayı da altın karşılığında götürü olarak satın alırsın. Bu helâldir ve bunda sakınca yoktur. Mâlik şöyle dedi: Bir kimse ölçüsünü bildiği bir yiyecek yığınını oluşturur, sonra onu götürü olarak satar ve ölçüsünü alıcıdan gizlerse bu uygun olmaz. Alıcı isterse, satıcının ölçüsünü gizleyerek kendisini aldatması sebebiyle o yiyeceği satıcıya geri verir. Aynı şekilde satıcının ölçüsünü veya sayısını bildiği yiyecek ya da başka bir şeyi, alıcı bunu bilmediği halde götürü olarak satması durumunda alıcı isterse onu satıcıya geri verir. İlim ehli öteden beri bundan sakındırmıştır. Mâlik şöyle dedi: Ekmekte bir somunun iki somunla veya büyük bir somunun küçük bir somunla değiştirilmesinde, bunlardan biri diğerinden büyükse hayır yoktur. Fakat misli misline olmasını gözetirse, tartılmamış olsa bile bunda sakınca yoktur. Mâlik şöyle dedi: Bir müdd tereyağı ile bir müdd sütün iki müdd tereyağı karşılığında satılması uygun değildir. Bu, daha önce anlattığımız şu hurma meselesine benzer: İki sa' kebîs hurması ile bir sa' kalitesiz hurmanın üç sa' acve hurması karşılığında satılmasıdır. Arkadaşına, iki sa' kebîs hurmasının üç sa' acve hurması karşılığında satılmasının uygun olmadığını söyleyince, satışını geçerli kılmak için böyle yapmıştır. Süt sahibi de tereyağının yanına sütü, kendi tereyağının diğerinin tereyağından fazla olan kısmını almak için katmıştır. Mâlik şöyle dedi: Unun buğday karşılığında misli misline satılmasında sakınca yoktur. Çünkü unu ayrı tutmuş ve onu buğday karşılığında misli misline satmıştır. Fakat yarım müdd un ile yarım müdd buğdayı bir araya getirip bunları bir müdd buğday karşılığında satsaydı bu, anlattığımız mesele gibi uygun olmazdı. Çünkü iyi buğdayının fazlalığını almak istemiş ve bunun için yanına unu katmıştır. Bu uygun değildir.

Muwatta Malik 1342