Muvatta Malik

1344 numaralı hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ سِيرِينَ، كَانَ يَقُولُ لاَ تَبِيعُوا الْحَبَّ فِي سُنْبُلِهِ حَتَّى يَبْيَضَّ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ مَنِ اشْتَرَى طَعَامًا بِسِعْرٍ مَعْلُومٍ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى فَلَمَّا حَلَّ الأَجَلُ قَالَ الَّذِي عَلَيْهِ الطَّعَامُ لِصَاحِبِهِ لَيْسَ عِنْدِي طَعَامٌ فَبِعْنِي الطَّعَامَ الَّذِي لَكَ عَلَىَّ إِلَى أَجَلٍ ‏.‏ فَيَقُولُ صَاحِبُ الطَّعَامِ هَذَا لاَ يَصْلُحُ لأَنَّهُ قَدْ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ بَيْعِ الطَّعَامِ حَتَّى يُسْتَوْفَى ‏.‏ فَيَقُولُ الَّذِي عَلَيْهِ الطَّعَامُ لِغَرِيمِهِ فَبِعْنِي طَعَامًا إِلَى أَجَلٍ حَتَّى أَقْضِيَكَهُ ‏.‏ فَهَذَا لاَ يَصْلُحُ لأَنَّهُ إِنَّمَا يُعْطِيهِ طَعَامًا ثُمَّ يَرُدُّهُ إِلَيْهِ ‏.‏ فَيَصِيرُ الذَّهَبُ الَّذِي أَعْطَاهُ ثَمَنَ الَّذِي كَانَ لَهُ عَلَيْهِ وَيَصِيرُ الطَّعَامُ الَّذِي أَعْطَاهُ مُحَلَّلاً فِيمَا بَيْنَهُمَا وَيَكُونُ ذَلِكَ إِذَا فَعَلاَهُ بَيْعَ الطَّعَامِ قَبْلَ أَنْ يُسْتَوْفَى ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِي رَجُلٍ لَهُ عَلَى رَجُلٍ طَعَامٌ ابْتَاعَهُ مِنْهُ وَلِغَرِيمِهِ عَلَى رَجُلٍ طَعَامٌ مِثْلُ ذَلِكَ الطَّعَامِ فَقَالَ الَّذِي عَلَيْهِ الطَّعَامُ لِغَرِيمِهِ أُحِيلُكَ عَلَى غَرِيمٍ لِي عَلَيْهِ مِثْلُ الطَّعَامِ الَّذِي لَكَ عَلَىَّ بِطَعَامِكَ الَّذِي لَكَ عَلَىَّ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ إِنْ كَانَ الَّذِي عَلَيْهِ الطَّعَامُ إِنَّمَا هُوَ طَعَامٌ ابْتَاعَهُ فَأَرَادَ أَنْ يُحِيلَ غَرِيمَهُ بِطَعَامٍ ابْتَاعَهُ فَإِنَّ ذَلِكَ لاَ يَصْلُحُ وَذَلِكَ بَيْعُ الطَّعَامِ قَبْلَ أَنْ يُسْتَوْفَى فَإِنْ كَانَ الطَّعَامُ سَلَفًا حَالاًّ فَلاَ بَأْسَ أَنْ يُحِيلَ بِهِ غَرِيمَهُ لأَنَّ ذَلِكَ لَيْسَ بِبَيْعٍ وَلاَ يَحِلُّ بَيْعُ الطَّعَامِ قَبْلَ أَنْ يُسْتَوْفَى لِنَهْىِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ غَيْرَ أَنَّ أَهْلَ الْعِلْمِ قَدِ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنَّهُ لاَ بَأْسَ بِالشِّرْكِ وَالتَّوْلِيَةِ وَالإِقَالَةِ فِي الطَّعَامِ وَغَيْرِهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَذَلِكَ أَنَّ أَهْلَ الْعِلْمِ أَنْزَلُوهُ عَلَى وَجْهِ الْمَعْرُوفِ وَلَمْ يُنْزِلُوهُ عَلَى وَجْهِ الْبَيْعِ وَذَلِكَ مِثْلُ الرَّجُلِ يُسَلِّفُ الدَّرَاهِمَ النُّقَّصَ فَيُقْضَى دَرَاهِمَ وَازِنَةً فِيهَا فَضْلٌ فَيَحِلُّ لَهُ ذَلِكَ وَيَجُوزُ وَلَوِ اشْتَرَى مِنْهُ دَرَاهِمَ نُقَّصًا بِوَازِنَةٍ لَمْ يَحِلَّ ذَلِكَ وَلَوِ اشْتَرَطَ عَلَيْهِ حِينَ أَسْلَفَهُ وَازِنَةً وَإِنَّمَا أَعْطَاهُ نُقَّصًا لَمْ يَحِلَّ لَهُ ذَلِكَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَمِمَّا يُشْبِهُ ذَلِكَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ بَيْعِ الْمُزَابَنَةِ وَأَرْخَصَ فِي بَيْعِ الْعَرَايَا بِخَرْصِهَا مِنَ التَّمْرِ وَإِنَّمَا فُرِقَ بَيْنَ ذَلِكَ أَنَّ بَيْعَ الْمُزَابَنَةِ بَيْعٌ عَلَى وَجْهِ الْمُكَايَسَةِ وَالتِّجَارَةِ وَأَنَّ بَيْعَ الْعَرَايَا عَلَى وَجْهِ الْمَعْرُوفِ لاَ مُكَايَسَةَ فِيهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَلاَ يَنْبَغِي أَنْ يَشْتَرِيَ رَجُلٌ طَعَامًا بِرُبُعٍ أَوْ ثُلُثٍ أَوْ كِسْرٍ مِنْ دِرْهَمٍ عَلَى أَنْ يُعْطَى بِذَلِكَ طَعَامًا إِلَى أَجَلٍ وَلاَ بَأْسَ أَنْ يَبْتَاعَ الرَّجُلُ طَعَامًا بِكِسْرٍ مِنْ دِرْهَمٍ إِلَى أَجَلٍ ثُمَّ يُعْطَى دِرْهَمًا وَيَأْخُذُ بِمَا بَقِيَ لَهُ مِنْ دِرْهَمِهِ سِلْعَةً مِنَ السِّلَعِ لأَنَّهُ أَعْطَى الْكِسْرَ الَّذِي عَلَيْهِ فِضَّةً وَأَخَذَ بِبَقِيَّةِ دِرْهَمِهِ سِلْعَةً فَهَذَا لاَ بَأْسَ بِهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَلاَ بَأْسَ أَنْ يَضَعَ الرَّجُلُ عِنْدَ الرَّجُلِ دِرْهَمًا ثُمَّ يَأْخُذُ مِنْهُ بِرُبُعٍ أَوْ بِثُلُثٍ أَوْ بِكِسْرٍ مَعْلُومٍ سِلْعَةً مَعْلُومَةً فَإِذَا لَمْ يَكُنْ فِي ذَلِكَ سِعْرٌ مَعْلُومٌ وَقَالَ الرَّجُلُ آخُذُ مِنْكَ بِسِعْرِ كُلِّ يَوْمٍ فَهَذَا لاَ يَحِلُّ لأَنَّهُ غَرَرٌ يَقِلُّ مَرَّةً وَيَكْثُرُ مَرَّةً وَلَمْ يَفْتَرِقَا عَلَى بَيْعٍ مَعْلُومٍ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَمَنْ بَاعَ طَعَامًا جِزَافًا وَلَمْ يَسْتَثْنِ مِنْهُ شَيْئًا ثُمَّ بَدَا لَهُ أَنْ يَشْتَرِيَ مِنْهُ شَيْئًا فَإِنَّهُ لاَ يَصْلُحُ لَهُ أَنْ يَشْتَرِيَ مِنْهُ شَيْئًا إِلاَّ مَا كَانَ يَجُوزُ لَهُ أَنْ يَسْتَثْنِيَ مِنْهُ وَذَلِكَ الثُّلُثُ فَمَا دُونَهُ فَإِنْ زَادَ عَلَى الثُّلُثِ صَارَ ذَلِكَ إِلَى الْمُزَابَنَةِ وَإِلَى مَا يُكْرَهُ فَلاَ يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يَشْتَرِيَ مِنْهُ شَيْئًا إِلاَّ مَا كَانَ يَجُوزُ لَهُ أَنْ يَسْتَثْنِيَ مِنْهُ وَلاَ يَجُوزُ لَهُ أَنْ يَسْتَثْنِيَ مِنْهُ إِلاَّ الثُّلُثَ فَمَا دُونَهُ وَهَذَا الأَمْرُ الَّذِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهِ عِنْدَنَا ‏.‏

Malik'ten rivayet edildiğine göre Muhammed b. Sîrîn: «Başaktaki ekini ağarıncaya kadar satmayınız.» derdi. Malik şöyle dedi: Bir kimse, fiyatı belli ve vadesi belirlenmiş olarak yiyecek satın alsa, vade gelince yiyeceği borçlu olan kimse alacaklısına: «Yanımda yiyecek yok; bendeki yiyecek alacağını bana vadeli olarak sat.» dese, yiyecek alacaklısı: «Bu uygun değildir. Çünkü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yiyeceğin tamamen teslim alınmadan satılmasını yasaklamıştır.» der. Bunun üzerine yiyecek borçlusu alacaklısına: «Öyleyse sana borcumu ödeyebilmem için bana vadeli yiyecek sat.» derse bu da uygun değildir. Çünkü alacaklı ona yiyecek verecek, sonra o da aynı yiyeceği alacaklıya geri verecektir. Böylece alacaklının verdiği altın, borçlunun kendisine olan yiyecek borcunun bedeli hâline gelir; verdiği yiyecek de aralarındaki işlemi helal göstermeye yarayan bir vasıta olur. Bunu yaptıklarında, yiyeceği teslim almadan önce satmış olurlar. Malik, bir kimseden satın aldığı yiyecek üzerinde alacağı bulunan ve borçlusunun da başka bir kimseden aynı tür yiyecek alacağı olan kişi hakkında şöyle dedi: Yiyecek borçlusu alacaklısına: «Seni, bana senin benden alacağın kadar yiyecek borcu olan borçluma havale edeyim.» derse, borç konusu yiyecek satın alınmış bir yiyecekse ve bunu satın aldığı başka bir yiyecek alacağına havale etmek isterse bu uygun değildir. Çünkü bu, yiyeceğin teslim alınmadan önce satılmasıdır. Fakat yiyecek, vadesi gelmiş bir ödünç borcu ise alacaklısını ona havale etmesinde sakınca yoktur; çünkü bu bir satış değildir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yasaklaması sebebiyle yiyeceği teslim almadan önce satmak helal değildir. Ancak ilim ehli, yiyecekte ve diğer mallarda ortak etme, alış fiyatıyla devretme ve satıştan karşılıklı dönme işlemlerinde sakınca bulunmadığı konusunda görüş birliğine varmışlardır. Malik şöyle dedi: Bunun sebebi, ilim ehlinin bunları satış olarak değil, iyilik ve kolaylık gösterme kapsamında değerlendirmesidir. Bu, bir kimsenin eksik ağırlıktaki dirhemleri ödünç verip karşılığında ağırlığı tam ve arada fazlalık bulunan dirhemler almasına benzer; bu ona helal ve caiz olur. Fakat eksik ağırlıktaki dirhemleri tam ağırlıktaki dirhemlerle satın alsaydı bu helal olmazdı. Ödünç verirken tam ağırlıkta dirhem ödenmesini şart koştuğu hâlde kendisi eksik ağırlıkta dirhem vermiş olsaydı bu da ona helal olmazdı. Malik şöyle dedi: Buna benzeyen hususlardan biri de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin müzâbene satışını yasaklaması, buna karşılık arâyâ satışına, ağaçtaki hurmanın tahmin edilen miktarı kadar kuru hurma karşılığında izin vermesidir. Bu ikisinin birbirinden ayrılmasının sebebi, müzâbene satışının pazarlık ve ticaret amacıyla yapılan bir satış, arâyâ satışının ise pazarlık amacı bulunmayan bir iyilik işlemi olmasıdır. Malik şöyle dedi: Bir kimsenin çeyrek, üçte bir veya dirhemin belli bir kesri karşılığında, bedel olarak vadeli yiyecek verilmesi şartıyla yiyecek satın alması uygun değildir. Fakat bir kimsenin dirhemin bir kesri karşılığında vadeli yiyecek satın alıp sonra bir dirhem vermesinde ve dirheminden kalan miktar karşılığında mallardan bir mal almasında sakınca yoktur. Çünkü borçlu olduğu kesri gümüş olarak vermiş, dirheminin kalanıyla da bir mal almıştır. Bunda sakınca yoktur. Malik şöyle dedi: Bir kimsenin başka bir kimsenin yanına bir dirhem bırakıp sonra ondan bunun çeyreği, üçte biri veya belli bir kesri karşılığında belirli bir mal almasında sakınca yoktur. Fakat bu işlemde belirlenmiş bir fiyat yoksa ve kişi: «Senden her günün fiyatına göre alacağım.» derse bu helal değildir. Çünkü bu, bazen azalan bazen çoğalan bir belirsizliktir ve taraflar belirli bir satış üzerinde ayrılmamışlardır. Malik şöyle dedi: Bir kimse ölçmeden ve tartmadan götürü olarak yiyecek satar, ondan hiçbir şeyi istisna etmez, sonra da sattığı yiyecekten bir miktar satın almak isterse yalnız satış sırasında istisna etmesi caiz olacak miktarı satın alabilir. Bu da üçte bir veya daha azıdır. Üçte birden fazlası müzâbeneye ve mekruh görülen işleme dönüşür. Bu sebeple yalnız satış sırasında istisna etmesi caiz olacak miktarı satın alabilir. Satıştan ancak üçte bir veya daha azını istisna etmesi caizdir. Bizde ihtilaf bulunmayan hüküm budur.

Muwatta Malik 1344