Muvatta Malik

1358 numaralı hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، أَنَّهُ قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ، وَرَجُلٌ، يَسْأَلُهُ عَنْ رَجُلٍ، سَلَّفَ فِي سَبَائِبَ فَأَرَادَ بَيْعَهَا قَبْلَ أَنْ يَقْبِضَهَا فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ تِلْكَ الْوَرِقُ بِالْوَرِقِ ‏.‏ وَكَرِهَ ذَلِكَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَذَلِكَ فِيمَا نُرَى وَاللَّهُ أَعْلَمُ أَنَّهُ أَرَادَ أَنْ يَبِيعَهَا مِنْ صَاحِبِهَا الَّذِي اشْتَرَاهَا مِنْهُ بِأَكْثَرَ مِنَ الثَّمَنِ الَّذِي ابْتَاعَهَا بِهِ وَلَوْ أَنَّهُ بَاعَهَا مِنْ غَيْرِ الَّذِي اشْتَرَاهَا مِنْهُ لَمْ يَكُنْ بِذَلِكَ بَأْسٌ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا فِيمَنْ سَلَّفَ فِي رَقِيقٍ أَوْ مَاشِيَةٍ أَوْ عُرُوضٍ فَإِذَا كَانَ كُلُّ شَىْءٍ مِنْ ذَلِكَ مَوْصُوفًا فَسَلَّفَ فِيهِ إِلَى أَجَلٍ فَحَلَّ الأَجَلُ فَإِنَّ الْمُشْتَرِيَ لاَ يَبِيعُ شَيْئًا مِنْ ذَلِكَ مِنَ الَّذِي اشْتَرَاهُ مِنْهُ بِأَكْثَرَ مِنَ الثَّمَنِ الَّذِي سَلَّفَهُ فِيهِ قَبْلَ أَنْ يَقْبِضَ مَا سَلَّفَهُ فِيهِ وَذَلِكَ أَنَّهُ إِذَا فَعَلَهُ فَهُوَ الرِّبَا صَارَ الْمُشْتَرِي إِنْ أَعْطَى الَّذِي بَاعَهُ دَنَانِيرَ أَوْ دَرَاهِمَ فَانْتَفَعَ بِهَا فَلَمَّا حَلَّتْ عَلَيْهِ السِّلْعَةُ وَلَمْ يَقْبِضْهَا الْمُشْتَرِي بَاعَهَا مِنْ صَاحِبِهَا بِأَكْثَرَ مِمَّا سَلَّفَهُ فِيهَا فَصَارَ أَنْ رَدَّ إِلَيْهِ مَا سَلَّفَهُ وَزَادَهُ مِنْ عِنْدِهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ مَنْ سَلَّفَ ذَهَبًا أَوْ وَرِقًا فِي حَيَوَانٍ أَوْ عُرُوضٍ إِذَا كَانَ مَوْصُوفًا إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ حَلَّ الأَجَلُ فَإِنَّهُ لاَ بَأْسَ أَنْ يَبِيعَ الْمُشْتَرِي تِلْكَ السِّلْعَةَ مِنَ الْبَائِعِ قَبْلَ أَنْ يَحِلَّ الأَجَلُ أَوْ بَعْدَ مَا يَحِلُّ بِعَرْضٍ مِنَ الْعُرُوضِ يُعَجِّلُهُ وَلاَ يُؤَخِّرُهُ بَالِغًا مَا بَلَغَ ذَلِكَ الْعَرْضُ إِلاَّ الطَّعَامَ فَإِنَّهُ لاَ يَحِلُّ أَنْ يَبِيعَهُ حَتَّى يَقْبِضَهُ وَلِلْمُشْتَرِي أَنْ يَبِيعَ تِلْكَ السِّلْعَةَ مِنْ غَيْرِ صَاحِبِهِ الَّذِي ابْتَاعَهَا مِنْهُ بِذَهَبٍ أَوْ وَرِقٍ أَوْ عَرْضٍ مِنَ الْعُرُوضِ يَقْبِضُ ذَلِكَ وَلاَ يُؤَخِّرُهُ لأَنَّهُ إِذَا أَخَّرَ ذَلِكَ قَبُحَ وَدَخَلَهُ مَا يُكْرَهُ مِنَ الْكَالِئِ بِالْكَالِئِ وَالْكَالِئُ بِالْكَالِئِ أَنْ يَبِيعَ الرَّجُلُ دَيْنًا لَهُ عَلَى رَجُلٍ بِدَيْنٍ عَلَى رَجُلٍ آخَرَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَمَنْ سَلَّفَ فِي سِلْعَةٍ إِلَى أَجَلٍ وَتِلْكَ السِّلْعَةُ مِمَّا لاَ يُؤْكَلُ وَلاَ يُشْرَبُ فَإِنَّ الْمُشْتَرِيَ يَبِيعُهَا مِمَّنْ شَاءَ بِنَقْدٍ أَوْ عَرْضٍ قَبْلَ أَنْ يَسْتَوْفِيَهَا مِنْ غَيْرِ صَاحِبِهَا الَّذِي اشْتَرَاهَا مِنْهُ وَلاَ يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يَبِيعَهَا مِنَ الَّذِي ابْتَاعَهَا مِنْهُ إِلاَّ بِعَرْضٍ يَقْبِضُهُ وَلاَ يُؤَخِّرُهُ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَإِنْ كَانَتِ السِّلْعَةُ لَمْ تَحِلَّ فَلاَ بَأْسَ بِأَنْ يَبِيعَهَا مِنْ صَاحِبِهَا بِعَرْضٍ مُخَالِفٍ لَهَا بَيِّنٍ خِلاَفُهُ يَقْبِضُهُ وَلاَ يُؤَخِّرُهُ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِيمَنْ سَلَّفَ دَنَانِيرَ أَوْ دَرَاهِمَ فِي أَرْبَعَةِ أَثْوَابٍ مَوْصُوفَةٍ إِلَى أَجَلٍ فَلَمَّا حَلَّ الأَجَلُ تَقَاضَى صَاحِبَهَا فَلَمْ يَجِدْهَا عِنْدَهُ وَوَجَدَ عِنْدَهُ ثِيَابًا دُونَهَا مِنْ صِنْفِهَا فَقَالَ لَهُ الَّذِي عَلَيْهِ الأَثْوَابُ أُعْطِيكَ بِهَا ثَمَانِيَةَ أَثْوَابٍ مِنْ ثِيَابِي هَذِهِ ‏.‏ إِنَّهُ لاَ بَأْسَ بِذَلِكَ إِذَا أَخَذَ تِلْكَ الأَثْوَابَ الَّتِي يُعْطِيهِ قَبْلَ أَنْ يَفْتَرِقَا فَإِنْ دَخَلَ ذَلِكَ الأَجَلُ فَإِنَّهُ لاَ يَصْلُحُ وَإِنْ كَانَ ذَلِكَ قَبْلَ مَحِلِّ الأَجَلِ فَإِنَّهُ لاَ يَصْلُحُ أَيْضًا إِلاَّ أَنْ يَبِيعَهُ ثِيَابًا لَيْسَتْ مِنْ صِنْفِ الثِّيَابِ الَّتِي سَلَّفَهُ فِيهَا ‏.‏

Yahyâ bana Mâlik'ten, o Yahyâ b. Saîd'den, o da Kāsım b. Muhammed'den nakletti. Kāsım şöyle dedi: Abdullah b. Abbas'ı dinledim; bir adam ona, kumaşlar üzerine selem akdi yapan ve onları teslim almadan önce satmak isteyen bir kimsenin durumunu soruyordu. İbn Abbas: «Bu, gümüşün gümüşle değişimidir» dedi ve bunu hoş görmedi. Mâlik dedi ki: Kanaatimizce, doğrusunu Allah bilir, İbn Abbas'ın kastettiği şudur: Adam, kumaşları satın aldığı kimseye, onları satın aldığı bedelden daha fazlasına satmak istemiştir. Bunları satın aldığı kişiden başkasına satsaydı bunda sakınca olmazdı. Mâlik dedi ki: Bizde üzerinde ittifak edilen hüküm şudur: Bir kimse köle, davar veya ticaret malı üzerine selem akdi yapar, bunların her biri nitelikleri belirtilerek belli bir vadeye bağlanır ve vade gelirse alıcı, selem konusu malı teslim almadan önce, onu satın aldığı kimseye selem bedelinden daha yüksek bir bedelle satamaz. Çünkü bunu yaparsa faiz olur. Şöyle ki alıcı, satıcıya dinar veya dirhem vermiş, satıcı da bundan yararlanmıştır. Malın teslim zamanı geldiğinde alıcı henüz onu teslim almadan, malı sahibine selem bedelinden daha fazlasına satarsa satıcı, aldığı selem bedelini geri vermiş ve kendi yanından bir fazlalık eklemiş olur. Mâlik dedi ki: Bir kimse, nitelikleri belirtilmiş bir hayvan veya ticaret malı için altın ya da gümüşü belirli bir vadeye kadar selem bedeli olarak verir, sonra vade gelirse alıcının o malı, vade gelmeden önce veya geldikten sonra, satıcıya peşin teslim alacağı ve vadeye bırakmayacağı başka bir ticaret malı karşılığında satmasında, bu malın değeri ne kadar olursa olsun, sakınca yoktur. Ancak yiyecek bunun dışındadır; onu teslim almadan satmak helâl değildir. Alıcı, söz konusu malı kendisine satan kişiden başkasına altın, gümüş veya başka bir ticaret malı karşılığında satabilir; ancak karşılığını peşin almalı ve vadeye bırakmamalıdır. Çünkü vadeye bırakırsa bu çirkin olur ve borcun borç karşılığında satılması mahiyetindeki sakıncalı işlem kapsamına girer. Borcun borç karşılığında satılması, bir kimsenin bir adamdaki alacağını başka bir adamdaki alacak karşılığında satmasıdır. Mâlik dedi ki: Bir kimse, yenilip içilmeyen bir mal hakkında belirli bir vadeye kadar selem akdi yaparsa alıcı, malı teslim almadan önce, kendisine satan kişiden başkasına peşin para veya başka bir mal karşılığında dilediği gibi satabilir. Ancak onu kendisine satan kişiye, peşin teslim alacağı ve vadeye bırakmayacağı başka bir maldan başka bir şey karşılığında satmamalıdır. Mâlik dedi ki: Selem konusu malın vadesi henüz gelmemişse onu sahibine, kendisinden açıkça farklı türde olan başka bir mal karşılığında, bu karşılığı peşin teslim almak ve vadeye bırakmamak şartıyla satmakta sakınca yoktur. Mâlik, belirli bir vadeye kadar nitelikleri belirtilmiş dört elbise için dinar veya dirhemle selem akdi yapan kimse hakkında şöyle dedi: Vade gelince elbiseleri borçlu olandan ister, fakat istenen elbiseleri onda bulamaz da aynı cinsten daha düşük nitelikte elbiseler bulursa ve elbiseleri borçlu olan kişi ona: «Bunların yerine şu elbiselerimden sekiz tane vereyim» derse, ayrılmadan önce kendisine verilen elbiseleri teslim alması şartıyla bunda sakınca yoktur. Ancak bu işlem vadeye bırakılırsa uygun olmaz. Vade gelmeden önce yapılırsa da uygun olmaz; ancak ona selem akdine konu olan elbiselerden başka cinse ait elbiseler satması hâli müstesnadır.

Muwatta Malik 1358