Muvatta Malik

1368 numaralı hadis

وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، أَنَّهُ قَالَ كَانَ الرِّبَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ أَنْ يَكُونَ لِلرَّجُلِ عَلَى الرَّجُلِ الْحَقُّ إِلَى أَجَلٍ فَإِذَا حَلَّ الأَجَلُ قَالَ أَتَقْضِي أَمْ تُرْبِي فَإِنْ قَضَى أَخَذَ وَإِلاَّ زَادَهُ فِي حَقِّهِ وَأَخَّرَ عَنْهُ فِي الأَجَلِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ الْمَكْرُوهُ الَّذِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهِ عِنْدَنَا أَنْ يَكُونَ لِلرَّجُلِ عَلَى الرَّجُلِ الدَّيْنُ إِلَى أَجَلٍ فَيَضَعُ عَنْهُ الطَّالِبُ وَيُعَجِّلُهُ الْمَطْلُوبُ وَذَلِكَ عِنْدَنَا بِمَنْزِلَةِ الَّذِي يُؤَخِّرُ دَيْنَهُ بَعْدَ مَحِلِّهِ عَنْ غَرِيمِهِ وَيَزِيدُهُ الْغَرِيمُ فِي حَقِّهِ قَالَ فَهَذَا الرِّبَا بِعَيْنِهِ لاَ شَكَّ فِيهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِي الرَّجُلِ يَكُونُ لَهُ عَلَى الرَّجُلِ مِائَةُ دِينَارٍ إِلَى أَجَلٍ فَإِذَا حَلَّتْ قَالَ لَهُ الَّذِي عَلَيْهِ الدَّيْنُ بِعْنِي سِلْعَةً يَكُونُ ثَمَنُهَا مِائَةَ دِينَارٍ نَقْدًا بِمِائَةٍ وَخَمْسِينَ إِلَى أَجَلٍ هَذَا بَيْعٌ لاَ يَصْلُحُ وَلَمْ يَزَلْ أَهْلُ الْعِلْمِ يَنْهَوْنَ عَنْهُ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَإِنَّمَا كُرِهَ ذَلِكَ لأَنَّهُ إِنَّمَا يُعْطِيهِ ثَمَنَ مَا بَاعَهُ بِعَيْنِهِ وَيُؤَخِّرُ عَنْهُ الْمِائَةَ الأُولَى إِلَى الأَجَلِ الَّذِي ذَكَرَ لَهُ آخِرَ مَرَّةٍ وَيَزْدَادُ عَلَيْهِ خَمْسِينَ دِينَارًا فِي تَأْخِيرِهِ عَنْهُ فَهَذَا مَكْرُوهٌ وَلاَ يَصْلُحُ وَهُوَ أَيْضًا يُشْبِهُ حَدِيثَ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ فِي بَيْعِ أَهْلِ الْجَاهِلِيَّةِ إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا حَلَّتْ دُيُونُهُمْ قَالُوا لِلَّذِي عَلَيْهِ الدَّيْنُ إِمَّا أَنْ تَقْضِيَ وَإِمَّا أَنْ تُرْبِيَ ‏.‏ فَإِنْ قَضَى أَخَذُوا وَإِلاَّ زَادُوهُمْ فِي حُقُوقِهِمْ وَزَادُوهُمْ فِي الأَجَلِ ‏.‏

Zeyd b. Eslem şöyle dedi: Cahiliye devrinde faiz şöyle olurdu: Bir kimsenin başka bir kimsede belirli bir vadeye kadar alacağı bulunurdu. Vade gelince ona, “Borcunu ödeyecek misin, yoksa artıracak mısın?” derdi. Borçlu öderse alacağını alır, ödemezse alacağını artırır ve vadeyi uzatırdı. Malik şöyle dedi: Bizce hakkında görüş ayrılığı bulunmayan mekruh işlem şudur: Bir kimsenin başka bir kimsede vadeli alacağı olur; alacaklı bunun bir kısmını indirir, borçlu da kalanını vaktinden önce öder. Bu, bizce vadesi gelen borcunun ödenmesini erteleyen alacaklının, bunun karşılığında borçlusundan alacağını artırmasına benzer. Malik, “Bu, faizin ta kendisidir; bunda şüphe yoktur” dedi. Malik, bir kimsenin başka bir kimsede vadeli yüz dinar alacağı bulunması hakkında şöyle dedi: Vade gelince borçlu, alacaklıya, “Peşin fiyatı yüz dinar olan bir malı bana vadeli yüz elli dinara sat” derse bu, uygun olmayan bir satıştır. İlim ehli öteden beri bunu yasaklamıştır. Malik şöyle dedi: Bunun hoş görülmemesinin sebebi, alacaklının borçluya sattığı malın bedelini bizzat vermesi, ilk yüz dinarlık alacağını son defa belirlenen vadeye kadar ertelemesi ve bu erteleme karşılığında alacağına elli dinar daha eklemesidir. Bu mekruhtur ve uygun değildir. Bu işlem, Zeyd b. Eslem'in cahiliye devri alışverişi hakkındaki rivayetine de benzer. Onların borçlarının vadesi gelince borçluya, “Ya ödersin ya da artırırsın” derlerdi. Borçlu öderse alacaklarını alırlar, ödemezse alacaklarını artırır ve vadeyi uzatırlardı.

Muwatta Malik 1368