Muvatta Malik

1408 numaralı hadis

وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَسُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ، سُئِلاَ هَلْ يُقْضَى بِالْيَمِينِ مَعَ الشَّاهِدِ فَقَالاَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ مَضَتِ السُّنَّةُ فِي الْقَضَاءِ بِالْيَمِينِ مَعَ الشَّاهِدِ الْوَاحِدِ يَحْلِفُ صَاحِبُ الْحَقِّ مَعَ شَاهِدِهِ وَيَسْتَحِقُّ حَقَّهُ فَإِنْ نَكَلَ وَأَبَى أَنْ يَحْلِفَ أُحْلِفَ الْمَطْلُوبُ فَإِنْ حَلَفَ سَقَطَ عَنْهُ ذَلِكَ الْحَقُّ وَإِنْ أَبَى أَنْ يَحْلِفَ ثَبَتَ عَلَيْهِ الْحَقُّ لِصَاحِبِهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَإِنَّمَا يَكُونُ ذَلِكَ فِي الأَمْوَالِ خَاصَّةً وَلاَ يَقَعُ ذَلِكَ فِي شَىْءٍ مِنَ الْحُدُودِ وَلاَ فِي نِكَاحٍ وَلاَ فِي طَلاَقٍ وَلاَ فِي عَتَاقَةٍ وَلاَ فِي سَرِقَةٍ وَلاَ فِي فِرْيَةٍ فَإِنْ قَالَ قَائِلٌ فَإِنَّ الْعَتَاقَةَ مِنَ الأَمْوَالِ ‏.‏ فَقَدْ أَخْطَأَ لَيْسَ ذَلِكَ عَلَى مَا قَالَ وَلَوْ كَانَ ذَلِكَ عَلَى مَا قَالَ لَحَلَفَ الْعَبْدُ مَعَ شَاهِدِهِ إِذَا جَاءَ بِشَاهِدٍ أَنَّ سَيِّدَهُ أَعْتَقَهُ وَأَنَّ الْعَبْدَ إِذَا جَاءَ بِشَاهِدٍ عَلَى مَالٍ مِنَ الأَمْوَالِ ادَّعَاهُ حَلَفَ مَعَ شَاهِدِهِ وَاسْتَحَقَّ حَقَّهُ كَمَا يَحْلِفُ الْحُرُّ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فَالسُّنَّةُ عِنْدَنَا أَنَّ الْعَبْدَ إِذَا جَاءَ بِشَاهِدٍ عَلَى عَتَاقَتِهِ اسْتُحْلِفَ سَيِّدُهُ مَا أَعْتَقَهُ وَبَطَلَ ذَلِكَ عَنْهُ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَكَذَلِكَ السُّنَّةُ عِنْدَنَا أَيْضًا فِي الطَّلاَقِ إِذَا جَاءَتِ الْمَرْأَةُ بِشَاهِدٍ أَنَّ زَوْجَهَا طَلَّقَهَا أُحْلِفَ زَوْجُهَا مَا طَلَّقَهَا فَإِذَا حَلَفَ لَمْ يَقَعْ عَلَيْهِ الطَّلاَقُ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فَسُنَّةُ الطَّلاَقِ وَالْعَتَاقَةِ فِي الشَّاهِدِ الْوَاحِدِ وَاحِدَةٌ إِنَّمَا يَكُونُ الْيَمِينُ عَلَى زَوْجِ الْمَرْأَةِ وَعَلَى سَيِّدِ الْعَبْدِ وَإِنَّمَا الْعَتَاقَةُ حَدٌّ مِنَ الْحُدُودِ لاَ تَجُوزُ فِيهَا شَهَادَةُ النِّسَاءِ لأَنَّهُ إِذَا عَتَقَ الْعَبْدُ ثَبَتَتْ حُرْمَتُهُ وَوَقَعَتْ لَهُ الْحُدُودُ وَوَقَعَتْ عَلَيْهِ وَإِنْ زَنَى وَقَدْ أُحْصِنَ رُجِمَ وَإِنْ قَتَلَ الْعَبْدَ قُتِلَ بِهِ وَثَبَتَ لَهُ الْمِيرَاثُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ مَنْ يُوَارِثُهُ فَإِنِ احْتَجَّ مُحْتَجٌّ فَقَالَ لَوْ أَنَّ رَجُلاً أَعْتَقَ عَبْدَهُ وَجَاءَ رَجُلٌ يَطْلُبُ سَيِّدَ الْعَبْدِ بِدَيْنٍ لَهُ عَلَيْهِ فَشَهِدَ لَهُ عَلَى حَقِّهِ ذَلِكَ رَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ فَإِنَّ ذَلِكَ يُثْبِتُ الْحَقَّ عَلَى سَيِّدِ الْعَبْدِ حَتَّى تُرَدَّ بِهِ عَتَاقَتُهُ إِذَا لَمْ يَكُنْ لِسَيِّدِ الْعَبْدِ مَالٌ غَيْرُ الْعَبْدِ يُرِيدُ أَنْ يُجِيزَ بِذَلِكَ شَهَادَةَ النِّسَاءِ فِي الْعَتَاقَةِ فَإِنَّ ذَلِكَ لَيْسَ عَلَى مَا قَالَ وَإِنَّمَا مَثَلُ ذَلِكَ الرَّجُلُ يَعْتِقُ عَبْدَهُ ثُمَّ يَأْتِي طَالِبُ الْحَقِّ عَلَى سَيِّدِهِ بِشَاهِدٍ وَاحِدٍ فَيَحْلِفُ مَعَ شَاهِدِهِ ثُمَّ يَسْتَحِقُّ حَقَّهُ وَتُرَدُّ بِذَلِكَ عَتَاقَةُ الْعَبْدِ أَوْ يَأْتِي الرَّجُلُ قَدْ كَانَتْ بَيْنَهُ وَبَيْنَ سَيِّدِ الْعَبْدِ مُخَالَطَةٌ وَمُلاَبَسَةٌ فَيَزْعُمُ أَنَّ لَهُ عَلَى سَيِّدِ الْعَبْدِ مَالاً فَيُقَالُ لِسَيِّدِ الْعَبْدِ احْلِفْ مَا عَلَيْكَ مَا ادَّعَى فَإِنْ نَكَلَ وَأَبَى أَنْ يَحْلِفَ حُلِّفَ صَاحِبُ الْحَقِّ وَثَبَتَ حَقُّهُ عَلَى سَيِّدِ الْعَبْدِ فَيَكُونُ ذَلِكَ يَرُدُّ عَتَاقَةَ الْعَبْدِ إِذَا ثَبَتَ الْمَالُ عَلَى سَيِّدِهِ ‏.‏ قَالَ وَكَذَلِكَ أَيْضًا الرَّجُلُ يَنْكِحُ الأَمَةَ فَتَكُونُ امْرَأَتَهُ فَيَأْتِي سَيِّدُ الأَمَةِ إِلَى الرَّجُلِ الَّذِي تَزَوَّجَهَا فَيَقُولُ ابْتَعْتَ مِنِّي جَارِيَتِي فُلاَنَةَ أَنْتَ وَفُلاَنٌ بِكَذَا وَكَذَا دِينَارًا ‏.‏ فَيُنْكِرُ ذَلِكَ زَوْجُ الأَمَةِ فَيَأْتِي سَيِّدُ الأَمَةِ بِرَجُلٍ وَامْرَأَتَيْنِ فَيَشْهَدُونَ عَلَى مَا قَالَ فَيَثْبُتُ بَيْعُهُ وَيَحِقُّ حَقُّهُ وَتَحْرُمُ الأَمَةُ عَلَى زَوْجِهَا وَيَكُونُ ذَلِكَ فِرَاقًا بَيْنَهُمَا وَشَهَادَةُ النِّسَاءِ لاَ تَجُوزُ فِي الطَّلاَقِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَمِنْ ذَلِكَ أَيْضًا الرَّجُلُ يَفْتَرِي عَلَى الرَّجُلِ الْحُرِّ فَيَقَعُ عَلَيْهِ الْحَدُّ فَيَأْتِي رَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ فَيَشْهَدُونَ أَنَّ الَّذِي افْتُرِيَ عَلَيْهِ عَبْدٌ مَمْلُوكٌ فَيَضَعُ ذَلِكَ الْحَدَّ عَنِ الْمُفْتَرِي بَعْدَ أَنْ وَقَعَ عَلَيْهِ وَشَهَادَةُ النِّسَاءِ لاَ تَجُوزُ فِي الْفِرْيَةِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَمِمَّا يُشْبِهُ ذَلِكَ أَيْضًا مِمَّا يَفْتَرِقُ فِيهِ الْقَضَاءُ وَمَا مَضَى مِنَ السُّنَّةِ أَنَّ الْمَرْأَتَيْنِ يَشْهَدَانِ عَلَى اسْتِهْلاَلِ الصَّبِيِّ فَيَجِبُ بِذَلِكَ مِيرَاثُهُ حَتَّى يَرِثَ وَيَكُونُ مَالُهُ لِمَنْ يَرِثُهُ إِنْ مَاتَ الصَّبِيُّ وَلَيْسَ مَعَ الْمَرْأَتَيْنِ اللَّتَيْنِ شَهِدَتَا رَجُلٌ وَلاَ يَمِينٌ وَقَدْ يَكُونُ ذَلِكَ فِي الأَمْوَالِ الْعِظَامِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْوَرِقِ وَالرِّبَاعِ وَالْحَوَائِطِ وَالرَّقِيقِ وَمَا سِوَى ذَلِكَ مِنَ الأَمْوَالِ وَلَوْ شَهِدَتِ امْرَأَتَانِ عَلَى دِرْهَمٍ وَاحِدٍ أَوْ أَقَلَّ مِنْ ذَلِكَ أَوْ أَكْثَرَ لَمْ تَقْطَعْ شَهَادَتُهُمَا شَيْئًا وَلَمْ تَجُزْ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ مَعَهُمَا شَاهِدٌ أَوْ يَمِينٌ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ لاَ تَكُونُ الْيَمِينُ مَعَ الشَّاهِدِ الْوَاحِدِ ‏.‏ وَيَحْتَجُّ بِقَوْلِ اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى وَقَوْلُهُ الْحَقُّ ‏{‏وَاسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْ فَإِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاءِ‏}‏ يَقُولُ فَإِنْ لَمْ يَأْتِ بِرَجُلٍ وَامْرَأَتَيْنِ فَلاَ شَىْءَ لَهُ وَلاَ يُحَلَّفُ مَعَ شَاهِدِهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فَمِنَ الْحُجَّةِ عَلَى مَنْ قَالَ ذَلِكَ الْقَوْلَ أَنْ يُقَالَ لَهُ أَرَأَيْتَ لَوْ أَنَّ رَجُلاً ادَّعَى عَلَى رَجُلٍ مَالاً أَلَيْسَ يَحْلِفُ الْمَطْلُوبُ مَا ذَلِكَ الْحَقُّ عَلَيْهِ فَإِنْ حَلَفَ بَطَلَ ذَلِكَ عَنْهُ وَإِنْ نَكَلَ عَنِ الْيَمِينِ حُلِّفَ صَاحِبُ الْحَقِّ إِنَّ حَقَّهُ لَحَقٌّ ‏.‏ وَثَبَتَ حَقُّهُ عَلَى صَاحِبِهِ فَهَذَا مَا لاَ اخْتِلاَفَ فِيهِ عِنْدَ أَحَدٍ مِنَ النَّاسِ وَلاَ بِبَلَدٍ مِنَ الْبُلْدَانِ فَبِأَىِّ شَىْءٍ أَخَذَ هَذَا أَوْ فِي أَىِّ مَوْضِعٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ وَجَدَهُ فَإِنْ أَقَرَّ بِهَذَا فَلْيُقْرِرْ بِالْيَمِينِ مَعَ الشَّاهِدِ وَإِنْ لَمْ يَكُنْ ذَلِكَ فِي كِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَأَنَّهُ لَيَكْفِي مِنْ ذَلِكَ مَا مَضَى مِنَ السُّنَّةِ وَلَكِنِ الْمَرْءُ قَدْ يُحِبُّ أَنْ يَعْرِفَ وَجْهَ الصَّوَابِ وَمَوْقِعَ الْحُجَّةِ فَفِي هَذَا بَيَانُ مَا أَشْكَلَ مِنْ ذَلِكَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ تَعَالَى ‏.‏

Malik'e ulaştığına göre Ebû Seleme b. Abdurrahman ile Süleyman b. Yesar'a, «Bir şahitle birlikte yemin esas alınarak hüküm verilir mi?» diye soruldu. İkisi de «Evet» dediler. Malik dedi ki: Bir şahitle birlikte yemin esas alınarak hüküm verilmesi sünnet olarak uygulanagelmiştir. Hak sahibi şahidiyle birlikte yemin eder ve hakkını elde eder. Eğer yeminden kaçınır ve yemin etmeyi reddederse davalıya yemin ettirilir. Davalı yemin ederse söz konusu hak onun üzerinden düşer; yemin etmeyi reddederse hak, sahibi lehine onun üzerinde sabit olur. Malik dedi ki: Bu, yalnızca mallara ilişkin davalarda uygulanır. Had cezalarında, nikâhta, boşamada, köle azadında, hırsızlıkta ve zina isnadında uygulanmaz. Birisi, «Köle azadı da mallardandır» derse yanılmış olur; mesele onun dediği gibi değildir. Öyle olsaydı, efendisinin kendisini azat ettiğine dair bir şahit getiren köle, şahidiyle birlikte yemin ederdi. Oysa köle, bir mala ilişkin iddiasına bir şahit getirdiğinde, hür kimsenin yemin ettiği gibi şahidiyle birlikte yemin eder ve hakkını elde eder. Malik dedi ki: Bizdeki sünnete göre köle, azat edildiğine dair bir şahit getirirse efendisine onu azat etmediğine yemin ettirilir; böylece kölenin iddiası geçersiz olur. Malik dedi ki: Boşama konusunda da bizdeki sünnet böyledir. Kadın, kocasının kendisini boşadığına dair bir şahit getirirse kocasına onu boşamadığına yemin ettirilir. Kocası yemin edince boşama gerçekleşmiş sayılmaz. Malik dedi ki: Tek şahit konusunda boşama ile köle azadının hükmü aynıdır. Yemin, kadının kocasına ve kölenin efendisine düşer. Köle azadı hadlerden bir haddir ve bu konuda kadınların şahitliği geçerli değildir. Çünkü köle azat edilince dokunulmazlığı sabit olur, had hükümleri hem onun lehine hem de aleyhine uygulanır. Muhsan olduğu halde zina ederse recmedilir; bir köleyi öldürürse onun karşılığında öldürülür ve kendisiyle mirasçı olduğu kimseler arasında miras hakkı sabit olur. Birisi itiraz ederek, «Bir adam kölesini azat etse, sonra başka biri kölenin efendisinden alacağını istese ve bir erkekle iki kadın onun bu hakkına şahitlik etse, kölenin efendisinin köleden başka malı bulunmadığı takdirde bu şahitlik efendi üzerindeki hakkı sabit kılar ve kölenin azadı geri çevrilir» diyerek bundan kadınların köle azadı konusundaki şahitliğinin geçerli olduğu sonucunu çıkarmak isterse mesele onun dediği gibi değildir. Bunun benzeri şudur: Bir adam kölesini azat eder; sonra efendisinden alacaklı olan kişi tek şahitle gelir, şahidiyle birlikte yemin eder, hakkını elde eder ve bu sebeple kölenin azadı geri çevrilir. Yahut kölenin efendisiyle geçmişte alışverişi ve ilişkisi bulunan biri gelir, efendinin kendisine borcu olduğunu ileri sürer. Kölenin efendisine, «Onun iddia ettiği borcun üzerinde olmadığına yemin et» denir. Efendi yeminden kaçınır ve yemin etmeyi reddederse hak sahibine yemin ettirilir ve hakkı kölenin efendisi üzerinde sabit olur. Efendinin borcu sabit olunca bu durum kölenin azadını geri çevirir. Yine bir adam bir cariyeyle evlenir ve cariye onun karısı olur. Cariyenin efendisi, onunla evlenen adama gelerek, «Sen ve falanca, falanca cariyemi benden şu kadar dinara satın aldınız» der. Cariyenin kocası bunu inkâr eder. Cariyenin efendisi bir erkekle iki kadın getirir ve onlar söylediği şeye şahitlik ederler. Böylece satış sabit olur, efendinin hakkı kesinleşir, cariye kocasına haram olur ve bu durum ikisinin ayrılması sonucunu doğurur. Oysa kadınların boşamada şahitliği geçerli değildir. Malik dedi ki: Bunun bir benzeri de hür bir adama zina isnadında bulunan ve bu sebeple kendisine had uygulanması gereken kimsedir. Bir erkekle iki kadın gelip iftiraya uğrayan kişinin mülk olan bir köle olduğuna şahitlik ederlerse, iftiracı hakkında gerekli hale gelmiş olan haddi düşürürler. Oysa kadınların zina isnadı konusunda şahitliği geçerli değildir. Malik dedi ki: Hükmün ve uygulanagelen sünnetin farklılaştığı buna benzer hususlardan biri de iki kadının yeni doğan çocuğun canlı doğduğuna dair ses çıkardığına şahitlik etmeleridir. Bu şahitlikle çocuğun miras hakkı doğar; çocuk mirasçı olur ve ölürse malı kendi mirasçılarına kalır. Şahitlik eden bu iki kadınla birlikte bir erkek veya yemin bulunmaz. Üstelik bunun sonucunda altın, gümüş, evler, bahçeler, köleler ve diğer mallardan oluşan büyük servetler söz konusu olabilir. Buna karşılık iki kadın tek bir dirhem, bundan daha az veya daha çok bir miktar hakkında şahitlik etseler, yanlarında bir erkek şahit veya yemin olmadıkça şahitlikleri hiçbir şeyi kesinleştirmez ve geçerli olmaz. Malik dedi ki: İnsanlardan bazıları tek şahitle birlikte yemin edilemeyeceğini söyler ve yüce Allah'ın şu hak sözüyle delil getirir: «Erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa razı olduğunuz şahitlerden bir erkekle iki kadın...» Böyle diyen kişi, «Bir erkekle iki kadın getirmezse onun hiçbir hakkı yoktur ve şahidiyle birlikte kendisine yemin ettirilmez» der. Malik dedi ki: Bu sözü söyleyene karşı getirilecek delillerden biri, kendisine şöyle denmesidir: Bir adam başka birinden mal alacağı bulunduğunu iddia etse, davalıya bu hakkın kendi üzerinde olmadığına yemin ettirilmez mi? Yemin ederse dava onun üzerinden düşer; yeminden kaçınırsa hak sahibine hakkının gerçekten hak olduğuna yemin ettirilir ve hakkı karşı taraf üzerinde sabit olur. Bu hususta insanlardan hiç kimse ve hiçbir belde halkı arasında ihtilaf yoktur. Öyleyse bu hüküm neye dayanılarak alınmıştır ve Allah'ın kitabının neresinde bulunmuştur? Bunu kabul eden kişi, Allah Azze ve Celle'nin kitabında bulunmasa bile tek şahitle birlikte yemini de kabul etmelidir. Bu konuda uygulanagelen sünnet yeterlidir. Bununla birlikte insan doğru olan yönü ve delilin yerini bilmek isteyebilir. Allah Teâlâ dilerse bunda, meselenin anlaşılmayan tarafını açıklayan bir izah vardır.

Muwatta Malik 1408