حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ الْحُصَيْنِ، عَنْ أَبِي غَطَفَانَ بْنِ طَرِيفٍ الْمُرِّيِّ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، قَالَ مَنْ وَهَبَ هِبَةً لِصِلَةِ رَحِمٍ أَوْ عَلَى وَجْهِ صَدَقَةٍ فَإِنَّهُ لاَ يَرْجِعُ فِيهَا وَمَنْ وَهَبَ هِبَةً يَرَى أَنَّهُ إِنَّمَا أَرَادَ بِهَا الثَّوَابَ فَهُوَ عَلَى هِبَتِهِ يَرْجِعُ فِيهَا إِذَا لَمْ يُرْضَ مِنْهَا . قَالَ يَحْيَى سَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا أَنَّ الْهِبَةَ إِذَا تَغَيَّرَتْ عِنْدَ الْمَوْهُوبِ لَهُ لِلثَّوَابِ بِزِيَادَةٍ أَوْ نُقْصَانٍ فَإِنَّ عَلَى الْمَوْهُوبِ لَهُ أَنْ يُعْطِيَ صَاحِبَهَا قِيمَتَهَا يَوْمَ قَبَضَهَا .
Mâlik, Dâvûd b. Husayn'dan, o da Ebû Gatafân b. Tarîf el-Mürrî'den naklettiğine göre Ömer b. Hattâb şöyle dedi: “Kim akrabalık bağını gözetmek veya sadaka vermek maksadıyla bir hibede bulunursa, ondan geri dönemez. Kim de karşılık beklediği anlaşılan bir hibede bulunursa, bundan razı edilmediği takdirde hibesini geri alabilir.” Yahyâ der ki: Mâlik'i şöyle söylerken işittim: “Bizce üzerinde ittifak edilen hüküm şudur: Karşılık beklenerek verilen hibe, kendisine hibe edilen kişinin elindeyken artma veya eksilme suretiyle değişirse, kendisine hibe edilen kişi, hibeyi verene onu teslim aldığı gündeki değerini vermelidir.”