وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، وَسُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ، كَانَا يَقُولاَنِ الْمُكَاتَبُ عَبْدٌ مَا بَقِيَ عَلَيْهِ مِنْ كِتَابَتِهِ شَىْءٌ . قَالَ مَالِكٌ وَهُو رَأْيِي . قَالَ مَالِكٌ فَإِنْ هَلَكَ الْمُكَاتَبُ وَتَرَكَ مَالاً أَكْثَرَ مِمَّا بَقِيَ عَلَيْهِ مِنْ كِتَابَتِهِ وَلَهُ وَلَدٌ وُلِدُوا فِي كِتَابَتِهِ أَوْ كَاتَبَ عَلَيْهِمْ وَرِثُوا مَا بَقِيَ مِنَ الْمَالِ بَعْدَ قَضَاءِ كِتَابَتِهِ .
Mâlik'e ulaştığına göre Urve b. Zübeyr ile Süleyman b. Yesâr şöyle derlerdi: Kitâbet borcundan üzerinde bir şey kaldığı sürece mükâteb köledir. Mâlik, "Benim görüşüm de budur" dedi. Mâlik şöyle dedi: Mükâteb ölür, kitâbet borcundan kalandan daha fazla mal bırakır ve kitâbet süresi içinde doğmuş veya kitâbete dahil edilmiş çocukları bulunursa, kitâbet borcu ödendikten sonra kalan malı çocukları miras alır.