وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ قَيْسٍ الْمَكِّيِّ، أَنَّ مُكَاتَبًا، كَانَ لاِبْنِ الْمُتَوَكِّلِ هَلَكَ بِمَكَّةَ وَتَرَكَ عَلَيْهِ بَقِيَّةً مِنْ كِتَابَتِهِ وَدُيُونًا لِلنَّاسِ وَتَرَكَ ابْنَتَهُ فَأَشْكَلَ عَلَى عَامِلِ مَكَّةَ الْقَضَاءُ فِيهِ فَكَتَبَ إِلَى عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ مَرْوَانَ يَسْأَلُهُ عَنْ ذَلِكَ فَكَتَبَ إِلَيْهِ عَبْدُ الْمَلِكِ أَنِ ابْدَأْ بِدُيُونِ النَّاسِ ثُمَّ اقْضِ مَا بَقِيَ مِنْ كِتَابَتِهِ ثُمَّ اقْسِمْ مَا بَقِيَ مِنْ مَالِهِ بَيْنَ ابْنَتِهِ وَمَوْلاَهُ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّهُ لَيْسَ عَلَى سَيِّدِ الْعَبْدِ أَنْ يُكَاتِبَهُ إِذَا سَأَلَهُ ذَلِكَ وَلَمْ أَسْمَعْ أَنَّ أَحَدًا مِنَ الأَئِمَّةِ أَكْرَهَ رَجُلاً عَلَى أَنْ يُكَاتِبَ عَبْدَهُ وَقَدْ سَمِعْتُ بَعْضَ أَهْلِ الْعِلْمِ إِذَا سُئِلَ عَنْ ذَلِكَ فَقِيلَ لَهُ إِنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى يَقُولُ {فَكَاتِبُوهُمْ إِنْ عَلِمْتُمْ فِيهِمْ خَيْرًا} . يَتْلُو هَاتَيْنِ الآيَتَيْنِ {وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُوا} . {فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلاَةُ فَانْتَشِرُوا فِي الأَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللَّهِ} . قَالَ مَالِكٌ وَإِنَّمَا ذَلِكَ أَمْرٌ أَذِنَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِيهِ لِلنَّاسِ وَلَيْسَ بِوَاجِبٍ عَلَيْهِمْ . قَالَ مَالِكٌ وَسَمِعْتُ بَعْضَ أَهْلِ الْعِلْمِ يَقُولُ فِي قَوْلِ اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى {وَآتُوهُمْ مِنْ مَالِ اللَّهِ الَّذِي آتَاكُمْ} . إِنَّ ذَلِكَ أَنْ يُكَاتِبَ الرَّجُلُ غُلاَمَهُ ثُمَّ يَضَعُ عَنْهُ مِنْ آخِرِ كِتَابَتِهِ شَيْئًا مُسَمًّى . قَالَ مَالِكٌ فَهَذَا الَّذِي سَمِعْتُ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ وَأَدْرَكْتُ عَمَلَ النَّاسِ عَلَى ذَلِكَ عِنْدَنَا . قَالَ مَالِكٌ وَقَدْ بَلَغَنِي أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ كَاتَبَ غُلاَمًا لَهُ عَلَى خَمْسَةٍ وَثَلاَثِينَ أَلْفَ دِرْهَمٍ ثُمَّ وَضَعَ عَنْهُ مِنْ آخِرِ كِتَابَتِهِ خَمْسَةَ آلاَفِ دِرْهَمٍ . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّ الْمُكَاتَبَ إِذَا كَاتَبَهُ سَيِّدُهُ تَبِعَهُ مَالُهُ وَلَمْ يَتْبَعْهُ وَلَدُهُ إِلاَّ أَنْ يَشْتَرِطَهُمْ فِي كِتَابَتِهِ . قَالَ يَحْيَى سَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ فِي الْمُكَاتَبِ يُكَاتِبُهُ سَيِّدُهُ وَلَهُ جَارِيَةٌ بِهَا حَبَلٌ مِنْهُ لَمْ يَعْلَمْ بِهِ هُوَ وَلاَ سَيِّدُهُ يَوْمَ كِتَابَتِهِ فَإِنَّهُ لاَ يَتْبَعُهُ ذَلِكَ الْوَلَدُ لأَنَّهُ لَمْ يَكُنْ دَخَلَ فِي كِتَابَتِهِ وَهُوَ لِسَيِّدِهِ فَأَمَّا الْجَارِيَةُ فَإِنَّهَا لِلْمُكَاتَبِ لأَنَّهَا مِنْ مَالِهِ . قَالَ مَالِكٌ فِي رَجُلٍ وَرِثَ مُكَاتَبًا مِنِ امْرَأَتِهِ هُوَ وَابْنُهَا إِنَّ الْمُكَاتَبَ إِنْ مَاتَ قَبْلَ أَنْ يَقْضِيَ كِتَابَتَهُ اقْتَسَمَا مِيرَاثَهُ عَلَى كِتَابِ اللَّهِ وَإِنْ أَدَّى كِتَابَتَهُ ثُمَّ مَاتَ فَمِيرَاثُهُ لاِبْنِ الْمَرْأَةِ وَلَيْسَ لِلزَّوْجِ مِنْ مِيرَاثِهِ شَىْءٌ . قَالَ مَالِكٌ فِي الْمُكَاتَبِ يُكَاتِبُ عَبْدَهُ قَالَ يُنْظَرُ فِي ذَلِكَ فَإِنْ كَانَ إِنَّمَا أَرَادَ الْمُحَابَاةَ لِعَبْدِهِ وَعُرِفَ ذَلِكَ مِنْهُ بِالتَّخْفِيفِ عَنْهُ فَلاَ يَجُوزُ ذَلِكَ وَإِنْ كَانَ إِنَّمَا كَاتَبَهُ عَلَى وَجْهِ الرَّغْبَةِ وَطَلَبِ الْمَالِ وَابْتِغَاءِ الْفَضْلِ وَالْعَوْنِ عَلَى كِتَابَتِهِ فَذَلِكَ جَائِزٌ لَهُ . قَالَ مَالِكٌ فِي رَجُلٍ وَطِئَ مُكَاتَبَةً لَهُ إِنَّهَا إِنْ حَمَلَتْ فَهِيَ بِالْخِيَارِ إِنْ شَاءَتْ كَانَتْ أُمَّ وَلَدٍ وَإِنْ شَاءَتْ قَرَّتْ عَلَى كِتَابَتِهَا فَإِنْ لَمْ تَحْمِلْ فَهِيَ عَلَى كِتَابَتِهَا . قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا فِي الْعَبْدِ يَكُونُ بَيْنَ الرَّجُلَيْنِ إِنَّ أَحَدَهُمَا لاَ يُكَاتِبُ نَصِيبَهُ مِنْهُ أَذِنَ لَهُ بِذَلِكَ صَاحِبُهُ أَوْ لَمْ يَأْذَنْ إِلاَّ أَنْ يُكَاتِبَاهُ جَمِيعًا لأَنَّ ذَلِكَ يَعْقِدُ لَهُ عِتْقًا وَيَصِيرُ إِذَا أَدَّى الْعَبْدُ مَا كُوتِبَ عَلَيْهِ إِلَى أَنْ يَعْتِقَ نِصْفُهُ وَلاَ يَكُونُ عَلَى الَّذِي كَاتَبَ بَعْضَهُ أَنْ يَسْتَتِمَّ عِتْقَهُ فَذَلِكَ خِلاَفُ مَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَعْتَقَ شِرْكًا لَهُ فِي عَبْدٍ قُوِّمَ عَلَيْهِ قِيمَةَ الْعَدْلِ " . قَالَ مَالِكٌ فَإِنْ جَهِلَ ذَلِكَ حَتَّى يُؤَدِّيَ الْمُكَاتَبُ أَوْ قَبْلَ أَنْ يُؤَدِّيَ رَدَّ إِلَيْهِ الَّذِي كَاتَبَهُ مَا قَبَضَ مِنَ الْمُكَاتَبِ فَاقْتَسَمَهُ هُوَ وَشَرِيكُهُ عَلَى قَدْرِ حِصَصِهِمَا وَبَطَلَتْ كِتَابَتُهُ وَكَانَ عَبْدًا لَهُمَا عَلَى حَالِهِ الأُولَى . قَالَ مَالِكٌ فِي مُكَاتَبٍ بَيْنَ رَجُلَيْنِ فَأَنْظَرَهُ أَحَدُهُمَا بِحَقِّهِ الَّذِي عَلَيْهِ وَأَبَى الآخَرُ أَنْ يُنْظِرَهُ فَاقْتَضَى الَّذِي أَبَى أَنْ يُنْظِرَهُ بَعْضَ حَقِّهِ ثُمَّ مَاتَ الْمُكَاتَبُ وَتَرَكَ مَالاً لَيْسَ فِيهِ وَفَاءٌ مِنْ كِتَابَتِهِ قَالَ مَالِكٌ يَتَحَاصَّانِ بِقَدْرِ مَا بَقِيَ لَهُمَا عَلَيْهِ يَأْخُذُ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا بِقَدْرِ حِصَّتِهِ فَإِنْ تَرَكَ الْمُكَاتَبُ فَضْلاً عَنْ كِتَابَتِهِ أَخَذَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مَا بَقِيَ مِنَ الْكِتَابَةِ وَكَانَ مَا بَقِيَ بَيْنَهُمَا بِالسَّوَاءِ فَإِنْ عَجَزَ الْمُكَاتَبُ وَقَدِ اقْتَضَى الَّذِي لَمْ يُنْظِرْهُ أَكْثَرَ مِمَّا اقْتَضَى صَاحِبُهُ كَانَ الْعَبْدُ بَيْنَهُمَا نِصْفَيْنِ وَلاَ يَرُدُّ عَلَى صَاحِبِهِ فَضْلَ مَا اقْتَضَى لأَنَّهُ إِنَّمَا اقْتَضَى الَّذِي لَهُ بِإِذْنِ صَاحِبِهِ وَإِنْ وَضَعَ عَنْهُ أَحَدُهُمَا الَّذِي لَهُ ثُمَّ اقْتَضَى صَاحِبُهُ بَعْضَ الَّذِي لَهُ عَلَيْهِ ثُمَّ عَجَزَ فَهُوَ بَيْنَهُمَا وَلاَ يَرُدُّ الَّذِي اقْتَضَى عَلَى صَاحِبِهِ شَيْئًا لأَنَّهُ إِنَّمَا اقْتَضَى الَّذِي لَهُ عَلَيْهِ وَذَلِكَ بِمَنْزِلَةِ الدَّيْنِ لِلرَّجُلَيْنِ بِكِتَابٍ وَاحِدٍ عَلَى رَجُلٍ وَاحِدٍ فَيُنْظِرُهُ أَحَدُهُمَا وَيَشِحُّ الآخَرُ فَيَقْتَضِي بَعْضَ حَقِّهِ ثُمَّ يُفْلِسُ الْغَرِيمُ فَلَيْسَ عَلَى الَّذِي اقْتَضَى أَنْ يَرُدَّ شَيْئًا مِمَّا أَخَذَ
İbnü'l-Mütevekkil'e ait bir mükâteb Mekke'de öldü; üzerinde kitâbet borcundan kalan miktar ve insanların alacakları vardı, ayrıca bir kız bıraktı. Mekke valisi hükümde tereddüt edip Abdülmelik b. Mervân'a yazdı. Abdülmelik, önce insanların borçlarının, sonra kitâbetten kalanın ödenmesini ve geride kalan malın kızı ile efendisi arasında paylaştırılmasını yazdı. Mâlik şöyle dedi: Bizce efendi, kölesi istediğinde ona kitâbet akdi yapmak zorunda değildir. İmamlardan birinin bir kimseyi kölesiyle kitâbet yapmaya zorladığını işitmedim. Bazı âlimlere, Allah'ın, "Onlarda bir hayır görürseniz kendileriyle kitâbet yapın" buyurduğu söylendiğinde, "İhramdan çıktığınızda avlanın" ve "Namaz kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan arayın" ayetlerini okuduklarını işittim. Mâlik, bunun Allah'ın insanlara izin verdiği, onlara zorunlu kılmadığı bir emir olduğunu söyledi. Bazı âlimlerin, "Allah'ın size verdiği maldan onlara verin" ayetini, kişinin kölesiyle kitâbet yapıp kitâbet borcunun sonundan belirlenmiş bir miktarı düşmesi olarak açıkladığını işittim; âlimlerden işittiğim ve bizdeki insanların uygulamasını gördüğüm budur. Bana ulaştığına göre Abdullah b. Ömer bir kölesiyle otuz beş bin dirheme kitâbet yapmış, sonra son borcundan beş bin dirhem indirmiştir. Mâlik şöyle dedi: Bizce efendi kölesiyle kitâbet yapınca kölenin malı kendisine tâbi olur; çocukları ise kitâbet akdine dahil edilmeleri şart koşulmadıkça tâbi olmaz. Yahyâ şöyle dedi: Mâlik'i şöyle derken işittim: Efendisi bir mükâteble kitâbet yaparken, mükâtebin câriyesinin kendisinden hamile olduğunu ne efendi ne de mükâteb bilmiyorsa, doğacak çocuk kitâbete girmez ve efendiye ait olur; câriye ise mükâtebin malından olduğu için mükâtebe aittir. Bir adam ile karısının oğlu, kadından bir mükâteb miras alırlarsa, mükâteb kitâbetini ödemeden ölürse ikisi mirasını Allah'ın kitabına göre paylaşırlar; kitâbetini ödeyip hür olduktan sonra ölürse mirası kadının oğluna aittir, kocanın ondan payı yoktur. Mâlik şöyle dedi: Mükâtebin kendi kölesiyle kitâbet yapmasına bakılır; kölesine kayırma yapmak istediği ve bedeli hafiflettiği anlaşılırsa geçerli olmaz. Mal elde etmek, kazanç sağlamak ve kendi kitâbetine yardım etmek amacıyla yapmışsa caizdir. Bir adam mükâtebe câriyesiyle ilişkiye girer ve câriye hamile kalırsa, kadın seçme hakkına sahiptir: Dilerse ümmü veled olur, dilerse kitâbeti üzerinde kalır. Hamile kalmazsa kitâbeti üzerinde kalır. Bizce iki kişinin ortaklaşa sahip olduğu kölede, ortaklardan biri, diğeri izin verse de vermese de, payı için tek başına kitâbet yapamaz; ikisi birlikte yapmalıdır. Çünkü bu akit köle için azat sonucunu bağlar; borcu ödeyince yarısı azat olur, oysa yalnız payı için kitâbet yapan ortağa kalan hürriyeti tamamlama yükümlülüğü doğmayacaktır. Bu, Resûlullah'ın, "Bir kölede ortak payını azat eden kimsenin aleyhine köle adil değerle değerlenir" buyruğuna aykırıdır. Bu hüküm bilinmeden kitâbet yapılırsa, mükâteb ödemiş olsun veya henüz ödememiş bulunsun, kitâbet yapan ortak aldığı miktarı geri verir; iki ortak payları oranında bölüşür, kitâbet geçersiz olur ve köle önceki haliyle ortak köle olarak kalır. İki kişiye ait mükâtebe ortaklardan biri kendi alacağı için süre verir, diğeri süre vermeyip alacağının bir kısmını tahsil eder, sonra mükâteb ölür ve geride kalan mal kitâbet borcunu karşılamazsa, ikisi kalan alacakları oranında bu mala iştirak eder. Mükâteb kitâbet borcundan fazla mal bırakırsa her biri borçtan kalan kendi miktarını alır; artan para aralarında eşit bölüşülür. Mükâteb acze düşer ve süre vermeyen ortak diğerinden daha fazla tahsil etmişse, köle yine aralarında yarı yarıya olur; tahsil ettiği fazlayı ortağına geri vermez, çünkü onu ortağının izniyle tahsil etmiştir. Ortaklardan biri kendi alacağını bağışlar, diğeri alacağının bir kısmını tahsil ettikten sonra mükâteb acze düşerse, köle yine ikisinin arasında olur ve tahsil eden ortağına hiçbir şey iade etmez; çünkü yalnız kendi alacağını tahsil etmiştir. Bu, bir adam üzerindeki tek belgeli borca ortak olan iki kişiden birinin borçluya süre verip diğerinin kendi hakkının bir kısmını tahsil etmesinden sonra borçlunun iflas etmesine benzer; tahsil eden aldığı şeyden hiçbirini iade etmek zorunda değildir.