وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّ أَبَا الزِّنَادِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَامِلاً لِعُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ أَخَذَ نَاسًا فِي حِرَابَةٍ وَلَمْ يَقْتُلُوا أَحَدًا فَأَرَادَ أَنْ يَقْطَعَ أَيْدِيَهُمْ أَوْ يَقْتُلَ فَكَتَبَ إِلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ فِي ذَلِكَ فَكَتَبَ إِلَيْهِ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ لَوْ أَخَذْتَ بِأَيْسَرِ ذَلِكَ . قَالَ يَحْيَى وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ الأَمْرُ عِنْدَنَا فِي الَّذِي يَسْرِقُ أَمْتِعَةَ النَّاسِ الَّتِي تَكُونُ مَوْضُوعَةً بِالأَسْوَاقِ مُحْرَزَةً قَدْ أَحْرَزَهَا أَهْلُهَا فِي أَوْعِيَتِهِمْ وَضَمُّوا بَعْضَهَا إِلَى بَعْضٍ إِنَّهُ مَنْ سَرَقَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا مِنْ حِرْزِهِ فَبَلَغَ قِيمَتُهُ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ فَإِنَّ عَلَيْهِ الْقَطْعَ كَانَ صَاحِبُ الْمَتَاعِ عِنْدَ مَتَاعِهِ أَوْ لَمْ يَكُنْ لَيْلاً ذَلِكَ أَوْ نَهَارًا . قَالَ مَالِكٌ فِي الَّذِي يَسْرِقُ مَا يَجِبُ عَلَيْهِ فِيهِ الْقَطْعُ ثُمَّ يُوجَدُ مَعَهُ مَا سَرَقَ فَيُرَدُّ إِلَى صَاحِبِهِ إِنَّهُ تُقْطَعُ يَدُهُ . قَالَ مَالِكٌ فَإِنْ قَالَ قَائِلٌ كَيْفَ تُقْطَعُ يَدُهُ وَقَدْ أُخِذَ الْمَتَاعُ مِنْهُ وَدُفِعَ إِلَى صَاحِبِهِ فَإِنَّمَا هُوَ بِمَنْزِلَةِ الشَّارِبِ يُوجَدُ مِنْهُ رِيحُ الشَّرَابِ الْمُسْكِرِ وَلَيْسَ بِهِ سُكْرٌ فَيُجْلَدُ الْحَدَّ . قَالَ وَإِنَّمَا يُجْلَدُ الْحَدَّ فِي الْمُسْكِرِ إِذَا شَرِبَهُ وَإِنْ لَمْ يُسْكِرْهُ وَذَلِكَ أَنَّهُ إِنَّمَا شَرِبَهُ لِيُسْكِرَهُ فَكَذَلِكَ تُقْطَعُ يَدُ السَّارِقِ فِي السَّرِقَةِ الَّتِي أُخِذَتْ مِنْهُ وَلَوْ لَمْ يَنْتَفِعْ بِهَا وَرَجَعَتْ إِلَى صَاحِبِهَا وَإِنَّمَا سَرَقَهَا حِينَ سَرَقَهَا لِيَذْهَبَ بِهَا . قَالَ مَالِكٌ فِي الْقَوْمِ يَأْتُونَ إِلَى الْبَيْتِ فَيَسْرِقُونَ مِنْهُ جَمِيعًا فَيَخْرُجُونَ بِالْعِدْلِ يَحْمِلُونَهُ جَمِيعًا أَوِ الصُّنْدُوقِ أَوِ الْخَشَبَةِ أَوْ بِالْمِكْتَلِ أَوْ مَا أَشْبَهَ ذَلِكَ مِمَّا يَحْمِلُهُ الْقَوْمُ جَمِيعًا إِنَّهُمْ إِذَا أَخْرَجُوا ذَلِكَ مِنْ حِرْزِهِ وَهُمْ يَحْمِلُونَهُ جَمِيعًا فَبَلَغَ ثَمَنُ مَا خَرَجُوا بِهِ مِنْ ذَلِكَ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ - وَذَلِكَ ثَلاَثَةُ دَرَاهِمَ فَصَاعِدًا - فَعَلَيْهِمُ الْقَطْعُ جَمِيعًا . قَالَ وَإِنْ خَرَجَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمْ بِمَتَاعٍ عَلَى حِدَتِهِ فَمَنْ خَرَجَ مِنْهُمْ بِمَا تَبْلُغُ قِيمَتُهُ ثَلاَثَةَ دَرَاهِمَ فَصَاعِدًا فَعَلَيْهِ الْقَطْعُ وَمَنْ لَمْ يَخْرُجْ مِنْهُمْ بِمَا تَبْلُغُ قِيمَتُهُ ثَلاَثَةَ دَرَاهِمَ فَلاَ قَطْعَ عَلَيْهِ . قَالَ يَحْيَى قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّهُ إِذَا كَانَتْ دَارُ رَجُلٍ مُغْلَقَةً عَلَيْهِ لَيْسَ مَعَهُ فِيهَا غَيْرُهُ فَإِنَّهُ لاَ يَجِبُ عَلَى مَنْ سَرَقَ مِنْهَا شَيْئًا الْقَطْعُ حَتَّى يَخْرُجَ بِهِ مِنَ الدَّارِ كُلِّهَا وَذَلِكَ أَنَّ الدَّارَ كُلَّهَا هِيَ حِرْزُهُ فَإِنْ كَانَ مَعَهُ فِي الدَّارِ سَاكِنٌ غَيْرُهُ وَكَانَ كُلُّ إِنْسَانٍ مِنْهُمْ يُغْلِقُ عَلَيْهِ بَابَهُ وَكَانَتْ حِرْزًا لَهُمْ جَمِيعًا فَمَنْ سَرَقَ مِنْ بُيُوتِ تِلْكَ الدَّارِ شَيْئًا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ فَخَرَجَ بِهِ إِلَى الدَّارِ فَقَدْ أَخْرَجَهُ مِنْ حِرْزِهِ إِلَى غَيْرِ حِرْزِهِ وَوَجَبَ عَلَيْهِ فِيهِ الْقَطْعُ . قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ عِنْدَنَا فِي الْعَبْدِ يَسْرِقُ مِنْ مَتَاعِ سَيِّدِهِ أَنَّهُ إِنْ كَانَ لَيْسَ مِنْ خَدَمِهِ وَلاَ مِمَّنْ يَأْمَنُ عَلَى بَيْتِهِ ثُمَّ دَخَلَ سِرًّا فَسَرَقَ مِنْ مَتَاعِ سَيِّدِهِ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ فَلاَ قَطْعَ عَلَيْهِ وَكَذَلِكَ الأَمَةُ إِذَا سَرَقَتْ مِنْ مَتَاعِ سَيِّدِهَا لاَ قَطْعَ عَلَيْهَا . وَقَالَ فِي الْعَبْدِ لاَ يَكُونُ مِنْ خَدَمِهِ وَلاَ مِمَّنْ يَأْمَنُ عَلَى بَيْتِهِ فَدَخَلَ سِرًّا فَسَرَقَ مِنْ مَتَاعِ امْرَأَةِ سَيِّدِهِ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ إِنَّهُ تُقْطَعُ يَدُهُ . قَالَ وَكَذَلِكَ أَمَةُ الْمَرْأَةِ إِذَا كَانَتْ لَيْسَتْ بِخَادِمٍ لَهَا وَلاَ لِزَوْجِهَا وَلاَ مِمَّنْ تَأْمَنُ عَلَى بَيْتِهَا فَدَخَلَتْ سِرًّا فَسَرَقَتْ مِنْ مَتَاعِ سَيِّدَتِهَا مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ فَلاَ قَطْعَ عَلَيْهَا . قَالَ مَالِكٌ وَكَذَلِكَ أَمَةُ الْمَرْأَةِ الَّتِي لاَ تَكُونُ مِنْ خَدَمِهَا وَلاَ مِمَّنْ تَأْمَنُ عَلَى بَيْتِهَا فَدَخَلَتْ سِرًّا فَسَرَقَتْ مِنْ مَتَاعِ زَوْجِ سَيِّدَتِهَا مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ أَنَّهَا تُقْطَعُ يَدُهَا . قَالَ مَالِكٌ وَكَذَلِكَ الرَّجُلُ يَسْرِقُ مِنْ مَتَاعِ امْرَأَتِهِ أَوِ الْمَرْأَةُ تَسْرِقُ مِنْ مَتَاعِ زَوْجِهَا مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ إِنْ كَانَ الَّذِي سَرَقَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِنْ مَتَاعِ صَاحِبِهِ فِي بَيْتٍ سِوَى الْبَيْتِ الَّذِي يُغْلِقَانِ عَلَيْهِمَا وَكَانَ فِي حِرْزٍ سِوَى الْبَيْتِ الَّذِي هُمَا فِيهِ فَإِنَّ مَنْ سَرَقَ مِنْهُمَا مِنْ مَتَاعِ صَاحِبِهِ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ فَعَلَيْهِ الْقَطْعُ فِيهِ . قَالَ مَالِكٌ فِي الصَّبِيِّ الصَّغِيرِ وَالأَعْجَمِيِّ الَّذِي لاَ يُفْصِحُ أَنَّهُمَا إِذَا سُرِقَا مِنْ حِرْزِهِمَا أَوْ غَلْقِهِمَا فَعَلَى مَنْ سَرَقَهُمَا الْقَطْعُ وَإِنْ خَرَجَا مِنْ حِرْزِهِمَا وَغَلْقِهِمَا فَلَيْسَ عَلَى مَنْ سَرَقَهُمَا قَطْعٌ . قَالَ وَإِنَّمَا هُمَا بِمَنْزِلَةِ حَرِيسَةِ الْجَبَلِ وَالثَّمَرِ الْمُعَلَّقِ . قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ عِنْدَنَا فِي الَّذِي يَنْبِشُ الْقُبُورَ أَنَّهُ إِذَا بَلَغَ مَا أَخْرَجَ مِنَ الْقَبْرِ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ فَعَلَيْهِ فِيهِ الْقَطْعُ . وَقَالَ مَالِكٌ وَذَلِكَ أَنَّ الْقَبْرَ حِرْزٌ لِمَا فِيهِ كَمَا أَنَّ الْبُيُوتَ حِرْزٌ لِمَا فِيهَا . قَالَ وَلاَ يَجِبُ عَلَيْهِ الْقَطْعُ حَتَّى يَخْرُجَ بِهِ مِنَ الْقَبْرِ .
Ebû'z-Zinâd'dan: Ömer b. Abdülaziz'in bir valisi, yol kesip kimseyi öldürmemiş bazı kişileri yakaladı. Ellerini kesmek veya onları öldürmek istedi ve durumu Ömer b. Abdülaziz'e yazdı. Ömer b. Abdülaziz de ona: «Bu cezalardan daha hafif olanını uygulaman uygun olur» diye yazdı. Yahya dedi ki: Malik'i şöyle derken işittim: Bizde uygulama şöyledir: İnsanların pazarlara koydukları, sahiplerinin kaplarına yerleştirip birbirine ekleyerek koruma altına aldıkları eşyadan biri, korunduğu yerden çalınır ve değeri el kesmeyi gerektiren miktara ulaşırsa, eşyanın sahibi malının yanında bulunsun veya bulunmasın, bu gece ya da gündüz olsun, hırsızın eli kesilir. Malik dedi ki: El kesmeyi gerektiren bir şeyi çalan, sonra çaldığı şey yanında bulunup sahibine geri verilen kişinin eli kesilir. Malik dedi ki: Birisi, «Mal kendisinden alınıp sahibine verildiği hâlde eli nasıl kesilir?» derse, bu kişi, sarhoş olmadığı hâlde kendisinde sarhoş edici içkinin kokusu bulunan ve had cezası uygulanan kimse gibidir. Sarhoş edici içkiyi içen kişiye, içki onu sarhoş etmese bile had uygulanır. Çünkü onu sarhoş olmak için içmiştir. Aynı şekilde, hırsız çaldığı şeyden yararlanmamış ve o şey sahibine dönmüş olsa bile, kendisinden alınan hırsızlık malı sebebiyle eli kesilir. Çünkü onu alıp götürmek için çalmıştır. Malik dedi ki: Bir topluluk bir eve gelip hep birlikte oradan hırsızlık yapar; bir yükü, sandığı, tahta parçasını, sepeti veya topluca taşınabilecek benzeri bir şeyi hep birlikte taşıyarak çıkarırsa, onu korunduğu yerden birlikte çıkardıklarında çıkardıkları şeyin değeri el kesmeyi gerektiren miktara, yani üç dirhem veya daha fazlasına ulaşırsa hepsinin eli kesilir. Her biri ayrı bir eşya ile çıkarsa, değeri üç dirhem veya daha fazlasına ulaşan bir eşya ile çıkan kişinin eli kesilir; çıkardığı eşyanın değeri üç dirheme ulaşmayanın eli kesilmez. Yahya dedi ki: Malik şöyle dedi: Bizde uygulama şöyledir: Bir adamın evi kilitli olur ve evde kendisinden başka kimse bulunmazsa, oradan bir şey çalan kişi, onu evin tamamından dışarı çıkarmadıkça el kesme cezasını gerektirmez. Çünkü evin tamamı eşyanın korunduğu yerdir. Evde onunla birlikte başka biri oturur, herkes kendi kapısını kilitler ve ev hepsi için korunaklı bir yer olursa, o evdeki odalardan el kesmeyi gerektiren bir şey çalıp avluya çıkaran kişi, onu korunduğu yerden korumasız bir yere çıkarmış olur ve eli kesilir. Malik dedi ki: Bizde, efendisinin malından çalan köle hakkında uygulama şöyledir: Köle onun hizmetçilerinden ve evini emanet ettiği kimselerden olmasa, sonra gizlice girip efendisinin malından el kesmeyi gerektiren miktarda çalsa bile eli kesilmez. Cariye de efendisinin malından çalarsa eli kesilmez. Malik, efendisinin hizmetçilerinden ve evini emanet ettiği kimselerden olmayan, gizlice girip efendisinin karısının malından el kesmeyi gerektiren miktarda çalan köle hakkında, elinin kesileceğini söyledi. Aynı şekilde, bir kadının cariyesi, kendisinin veya kocasının hizmetçisi ve evini emanet ettiği kimselerden değilse, gizlice girip hanımının malından el kesmeyi gerektiren miktarda çalsa eli kesilmez. Malik dedi ki: Yine bir kadının, hizmetçilerinden ve evini emanet ettiği kimselerden olmayan cariyesi, gizlice girip hanımının kocasının malından el kesmeyi gerektiren miktarda çalarsa eli kesilir. Malik dedi ki: Aynı şekilde, bir erkek karısının malından veya bir kadın kocasının malından el kesmeyi gerektiren miktarda çalarsa; her birinin diğerinden çaldığı mal, birlikte kilitledikleri evden başka bir evde ve içinde bulundukları evden ayrı korunaklı bir yerde bulunuyorsa, eşinin malından el kesmeyi gerektiren miktarda çalanın eli kesilir. Malik küçük çocuk ve açık konuşamayan yabancı hakkında şöyle dedi: Bu ikisi korundukları veya kilitli tutuldukları yerden çalınırsa onları çalanın eli kesilir. Korundukları ve kilitli tutuldukları yerden çıkmışlarsa onları çalanın eli kesilmez. Bunlar da dağda otlayan hayvan ve dalındaki meyve gibidir. Malik dedi ki: Bizde mezarları açan kimse hakkındaki uygulama şöyledir: Mezardan çıkardığı şey el kesmeyi gerektiren miktara ulaşırsa eli kesilir. Malik dedi ki: Çünkü evlerin içindekiler için korunak olması gibi, mezar da içindeki şey için korunaklı bir yerdir. Çaldığı şeyi mezardan dışarı çıkarmadıkça eli kesilmez.