وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ كَانَ إِذَا وَجَدَ أَحَدًا مِنْ أَهْلِهِ يَلْعَبُ بِالنَّرْدِ ضَرَبَهُ وَكَسَرَهَا . قَالَ يَحْيَى وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ لاَ خَيْرَ فِي الشَّطْرَنْجِ . وَكَرِهَهَا وَسَمِعْتُهُ يَكْرَهُ اللَّعِبَ بِهَا وَبِغَيْرِهَا مِنَ الْبَاطِلِ وَيَتْلُو هَذِهِ الآيَةَ {فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلاَّ الضَّلاَلُ }.
Abdullah b. Ömer, ailesinden birini tavla oynarken bulduğunda onu döver ve tavlayı kırardı. Yahya dedi ki: Malik'in, «Satrançta hayır yoktur» dediğini işittim. Malik satrançtan hoşlanmazdı. Onun, satrançla ve diğer boş şeylerle oynamayı hoş görmediğini ve «Haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır?» ayetini okuduğunu işittim.