وعن وابصةَ بن معبدٍ رضي الله عنه قال: أتَيْتُ رسُولَ الله ﷺ فقال: جِئْتَ تَسْأَلُ عَنِ البِرِّ؟ قلت: نعم، فقال: اسْتَفْتِ قَلْبَكَ، البِرُّ: مَا اطْمَأنت إلَيْهِ النَّفْسُ، واطْمَأن إلَيْهِ القَلْبُ، والإثمُ ما حاكَ في النَّفْسِ وتَرَدَّدَ في الصَّدْرِ، وإن أَفْتَاكَ النَّاسُ وَأَفْتَوْكَ.
Vabısa ibni Ma’bed (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanına varmıştım. “Bana gerçek müslümanlığın ne olduğunu sormaya mı geldin?” buyurdu. Evet, dedim. O zaman şunları söyledi: “Kalbine sor, kalbine danış, kalbine müracaat et. Gerçek müslüman olmak demek; nefsin uygun gördüğü ve yapılmasını kalbin onayladığı şeydir. Günah ise kalbini tırmalayıp seni rahatsız eden ve başkaları sana nice nice fetvalar verse bile kalbinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.” (Ahmed ibni Hanbel, Müsned IV. 227-28, Darimi, Büyu’ 2)