Kütüb-i Sitte

7094 numaralı hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ الْحِزَامِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ بَشِيرٍ مَوْلَى الْعُمَرِيِّينَ، قَالَ: سَمِعْتُ قُدَامَةَ بْنَ إِبْرَاهِيمَ الْجُمَحِيَّ يُحَدِّثُ أَنَّهُ كَانَ يَخْتَلِفُ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَهُوَ غُلَامٌ وَعَلَيْهِ ثَوْبَانِ مُعَصْفَرَانِ، قَالَ: فَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَدَّثَهُمْ: أَنَّ عَبْدًا مِنْ عِبَادِ اللَّهِ قَالَ: يَا رَبِّ، لَكَ الْحَمْدُ كَمَا يَنْبَغِي لِجَلَالِ وَجْهِكَ وَلِعَظِيمِ سُلْطَانِكَ، فَعَضَّلَتْ بِالْمَلَكَيْنِ، فَلَمْ يَدْرِيَا كَيْفَ يَكْتُبَانِهَا، فَصَعِدَا إِلَى السَّمَاءِ، وَقَالَا: يَا رَبَّنَا، إِنَّ عَبْدَكَ قَدْ قَالَ مَقَالَةً لَا نَدْرِي كَيْفَ نَكْتُبُهَا. قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ، وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَا قَالَ عَبْدُهُ: مَاذَا قَالَ عَبْدِي؟ قَالَا: يَا رَبِّ، إِنَّهُ قَالَ: يَا رَبِّ، لَكَ الْحَمْدُ كَمَا يَنْبَغِي لِجَلَالِ وَجْهِكَ وَعَظِيمِ سُلْطَانِكَ. فَقَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لَهُمَا: اكْتُبَاهَا كَمَا قَالَ عَبْدِي، حَتَّى يَلْقَانِي فَأَجْزِيَهُ بِهَا.

Kudâme İbnu İbrahim el-Cümahî radıyallahu anh'ın anlattığına göre: "Kendisi, Hz. Abdullah İbnu Ömer İbni'l-Hattab radıyallahu anhümâ'ya gidip geliyordu. Bu uğramaları esnasında henüz bir delikanlıydı ve üzerinde kırmızıya boyanmış iki parça giyecek vardı. Kudâme devamla der ki: Abdullah İbnu Ömer bize Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın kendilerine şunu anlattığını söyledi: Allah'ın kullarından bir kul dedi ki: 'Ey Rabbim! Senin zâtının celâline ve hâkimiyetinin azametine lâyık şekilde sana hamd olsun.' Bu hamd, kulun amelini yazmakla muvazzaf iki meleği âciz bıraktı. Onlar bunun sevabını nasıl yazacaklarını bilemediler. Bunun üzerine melekler göğe çıktılar ve: 'Ey Rabbimiz! Senin kulun öyle bir kelâm söyledi ki nasıl yazacağımızı bilemiyoruz' dediler. Allah Teâlâ hazretleri, kulun söylediği sözü en iyi bilen olduğu hâlde: 'Benim kulum ne söyledi?' diye sordu. Melekler: 'Ey Rabbimiz! O kul: Ya Rabbi, leke'l-hamdu kemâ yenbağî li-celâli vechike ve azîmi sultânike, söyledi' dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ hazretleri o iki meleğe buyurdu ki: 'Kulum bana kavuşup da ben onu söylediği söze karşılık mükâfatlandırıncaya kadar siz o sözü kulumun söylediği gibi yazınız.'"

Kütüb-i Sitte 7094