Kütüb-i Sitte

4259 numaralı hadis

عَنْ سَهْلِ ابْنِ الْحَنْظَلِيَّةِ أَنَّهُمْ سَارُوا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمَ حُنَيْنٍ فَأَطْنَبُوا السَّيْرَ حَتَّى كَانَتْ عَشِيَّةً، فَحَضَرْتُ الصَّلَاةَ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَجَاءَ رَجُلٌ فَارِسٌ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي انْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ حَتَّى طَلَعْتُ جَبَلَ كَذَا وَكَذَا، فَإِذَا أَنَا بِهَوَازِنَ عَلَى بَكْرَةِ آبَائِهِمْ بِظُعُنِهِمْ وَنَعَمِهِمْ وَشَائِهِمُ اجْتَمَعُوا إِلَى حُنَيْنٍ. فَتَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقَالَ: «تِلْكَ غَنِيمَةُ الْمُسْلِمِينَ غَدًا إِنْ شَاءَ اللَّهُ». ثُمَّ قَالَ: «مَنْ يَحْرُسُنَا اللَّيْلَةَ؟» قَالَ أَنَسُ بْنُ أَبِي مَرْثَدٍ الْغَنَوِيُّ: أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ: «فَارْكَبْ». فَرَكِبَ فَرَسًا لَهُ فَجَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «اسْتَقْبِلْ هَذَا الشِّعْبَ حَتَّى تَكُونَ فِي أَعْلَاهُ، وَلَا نُغَرَّنَّ مِنْ قِبَلِكَ اللَّيْلَةَ». فَلَمَّا أَصْبَحْنَا خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَى مُصَلَّاهُ فَرَكَعَ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ قَالَ: «هَلْ أَحْسَسْتُمْ فَارِسَكُمْ؟» قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا أَحْسَسْنَاهُ. فَثُوِّبَ بِالصَّلَاةِ، فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُصَلِّي وَهُوَ يَلْتَفِتُ إِلَى الشِّعْبِ، حَتَّى إِذَا قَضَى صَلَاتَهُ وَسَلَّمَ قَالَ: «أَبْشِرُوا، فَقَدْ جَاءَكُمْ فَارِسُكُمْ». فَجَعَلْنَا نَنْظُرُ إِلَى خِلَالِ الشَّجَرِ فِي الشِّعْبِ، فَإِذَا هُوَ قَدْ جَاءَ حَتَّى وَقَفَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَسَلَّمَ فَقَالَ: إِنِّي انْطَلَقْتُ حَتَّى كُنْتُ فِي أَعْلَى هَذَا الشِّعْبِ حَيْثُ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَلَمَّا أَصْبَحْتُ اطَّلَعْتُ الشِّعْبَيْنِ كِلَيْهِمَا، فَنَظَرْتُ فَلَمْ أَرَ أَحَدًا. فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «هَلْ نَزَلْتَ اللَّيْلَةَ؟» قَالَ: لَا، إِلَّا مُصَلِّيًا أَوْ قَاضِيًا حَاجَةً. فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «قَدْ أَوْجَبْتَ، فَلَا عَلَيْكَ أَنْ لَا تَعْمَلَ بَعْدَهَا».

Sehl İbnu Hanzaliyye radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la Huneyn günü beraber yürüdük. Akşam oluncaya kadar yürümeyi uzattık. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında namaza hazır bulundum. Derken bir atlı geldi: 'Ey Allah'ın Resulü! Ben sizin önünüzden ilerledim. Nihayet falan falan dağa çıktım. Bir de ne göreyim! Hevâzin kabilesi, kadınları, develeri ve davarlarıyla hep birlikte Huneyn'de toplanmışlar' dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm tebessüm buyurdu ve: 'İnşallah yarın bunlar Müslümanların ganimetidir!' dedi ve sordu: 'Bu gece bizi kim bekleyecek?' Enes İbnu Ebi Mersed el-Ganevî atılıp: 'Ben, ey Allah'ın Resulü!' dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Öyleyse bin!' buyurdular. Enes atına bindi ve Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına geldi. O zaman: 'Şu geçide yönel, en yüksek yerine kadar çık. Sakın senin cihetinden geceleyin aldatılmayalım!' tenbihinde bulundu. Sabah olunca Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm namazgâhına geçti. İki rekât namaz kıldı. Sonra: 'Atlıdan bir haberiniz var mı?' diye sordu. 'Bir haberimiz yok, ey Allah'ın Resulü!' dediler. Namaza çağrı yapıldı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm namaz kılarken geçide doğru göz atıyordu. Namazı kılıp selam verince: 'Müjde, atlınız geldi!' buyurdu. Biz de geçidin ağaçları arasına baktık. Gerçekten o idi. Geldi, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında durdu, selam verdi ve: 'Ben, bu geçidin en yüksek yerine, Resûlullah'ın emrettiği yere kadar gittim. Sabah olunca iki geçide de baktım, fakat kimseyi görmedim!' dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ona: 'Gece atından indin mi?' diye sordu. 'Namaz veya kaza-yı hacet dışında inmedim!' dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Kendine cenneti vacip kıldın. Bundan sonra amel etmesen de sana bir günah yoktur' buyurdular."

Kütüb-i Sitte 4259, Ebu Davud, Cihad 17, (2501).