Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) vefat ettiği zaman, babam Ebû Bekir (radıyallâhu anh), Mescid-i Nebî'den bir mil kadar uzaklıkta olan Sunh nam mevkide idi. Âliye denen Medine'nin yüksek kısmını, yani Hazrec'e mensup Benî'l-Hârise'nin menzillerinin bulunduğu mevkiyi kastetmektedir. Hz. Ömer (radıyallâhu anh) kalkıp: "Vallahi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) vefat etmedi. Allah mutlaka onu geri gönderecektir, o da (münafık) kimselerin ellerini ve ayaklarını kesecek..." diyordu. Derken Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) geldi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yüzünü açtı ve öptü. "Annem babam sana feda olsun. Sağlığında hoştun, ölümünde de hoşsun! Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun, Allah sana ebediyen iki ölüm tattırmayacak!" dedi. Sonra dışarı çıkıp, Hz. Ömer'i kastederek: "Ey (Peygamber ölmedi diye) yemin eden kişi, ağır ol!" dedi. Hz. Ebû Bekir konuşmaya başlayınca Hz. Ömer (radıyallâhu anh) oturdu. Hz. Ebû Bekir, Allah'a hamdüsenâ ettikten sonra: "Haberiniz olsun! Kim Muhammed'e tapıyor idiyse bilsin ki artık Muhammed ölmüştür. Kim de Allah'a tapıyor idiyse o da bilsin ki Allah hayydır, ölümsüzdür!" dedi ve şu âyeti okudu: "Ey Muhammed, şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler" (Zümer 30). Şu âyeti de okudu: "Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah, şükredenlerin mükâfatını verecektir" (Âl-i İmrân 144). Bu açıklama üzerine halk boğuk boğuk ağlamaya başladı. Ensar (radıyallâhu anhüm), Benî Saîde yurdunda, Sa'd İbnu Ubâde'nin etrafında toplandı. Muhacirler de oraya geldiler. Ensarîler: "Bizden bir emir, sizden de bir emir!" dediler. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeyde (radıyallâhu anhüm) de oraya geldiler. Hz. Ömer konuşmaya başladıysa da Hz. Ebû Bekir onu susturdu. Hz. Ömer bilahare şöyle diyordu: "Vallahi, ben konuşmayı şu sebeple arzu etmiştim: Zihnimde hoşuma giden sözler hazırlamış, Ebû Bekir bunlara ulaşamaz, onun hatırından bunlar geçmeyebilir diye endişe etmiştim. Ama yemin olsun, Ebû Bekir öyle bir konuştu ki vallahi içimde hazırlamış olduğum güzel sözlerin hepsine isabet etti, benim aklıma gelmeyen daha da güzelini beliğ şekilde ifade etti. Onun sözleri arasında şu da vardı: "Ey Ensar! Biz Kureyşliler emirleriz, sizler de vezirlersiniz!" Bu söz üzerine Hubâb İbnu'l-Münzir ayağa kalktı ve: "Hayır, vallahi bunu yapmayız. Bizden bir emir, sizden de bir emir olacak!" dedi. Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh): "Hayır! Olmaz bu. Bizler emirleriz, sizler de vezirlersiniz" dedi. Hz. Ebû Bekir devamla şunu söyledi: "Bu 'iş' (hilâfet), şu Kureyş cemaati için meşru tanınacaktır. Onlar, yer itibarıyla Arapların ortasındadır, şerefçe de eskiden beri en gözdeleridir. Öyleyse Ömer'e veya Ebû Ubeyde'ye biat edin!" Hz. Ömer atılarak: "Bilakis, biz sana biat ediyoruz. Sen bizim efendimizsin, en hayırlımızsın, üstelik Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a da en sevgili olanımızsın!" dedi ve Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)'in elinden tutup ona biat etti. Hz. Ömer (radıyallâhu anh)'i müteakip halk da ona biat etti. Bunun üzerine biri: "Sa'd İbnu Ubâde'yi katlettiniz!" diye bağırdı. Hz. Ömer (radıyallâhu anh) öfkeyle: "Allah onu katletsin!" dedi. Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) devamla der ki: "Bu her iki konuşmada geçen sözleri de Allah faydalı kıldı. Nitekim Hz. Ömer'in konuşması halkı korkuttu. Aralarında nifak vardı, onun konuşmasıyla Cenâb-ı Hak nifakı bertaraf etti. Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) de halkın nazarını Allah'a çevirip, üzerinde oldukları hakkı (İslâm'ı) öğretti. Oradan şu âyeti okuyarak ayrıldılar: 'Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükâfatını verecektir' (Âl-i İmrân 144)."
Kütüb-i Sitte