وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ قَالَ لِرَجُلٍ: مَا اسْمُكَ؟ فَقَالَ: جَمْرَةُ. فَقَالَ: ابْنُ مَنْ؟ فَقَالَ: ابْنُ شِهَابٍ. قَالَ: مِمَّنْ؟ قَالَ: مِنَ الْحُرَقَةِ. قَالَ: أَيْنَ مَسْكَنُكَ؟ قَالَ: بِحَرَّةِ النَّارِ. قَالَ: بِأَيِّهَا؟ قَالَ: بِذَاتِ لَظًى. قَالَ عُمَرُ: أَدْرِكْ أَهْلَكَ فَقَدِ احْتَرَقُوا. قَالَ: فَكَانَ كَمَا قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ.
Yahya İbnu Saîd anlatıyor: "Hz. Ömer bir adama: 'İsmin nedir?' diye sordu. Adam, 'Cemre (kor)' dedi. 'Kimin oğlusun?' diye tekrar sordu. Adam, 'İbnu Şihâb (alev)' deyince, 'Kimlerden?' dedi. Adam, 'Hurakalardan.' dedi. 'Eviniz nerede?' diye sordu. 'Harretu'n-Nâr'da.' cevabını alınca, 'Hangisinde?' dedi. 'Zâtı Lezâ'da.' cevabını alınca Hz. Ömer radıyallahu anh, 'Âilene yetiş, yanıyorlar!' dedi. Gerçekten durum aynen Hz. Ömer'in dediği gibiydi."