عَنْ أَبِي الْأَحْوَصِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، الرَّجُلُ أَمُرُّ بِهِ فَلَا يَقْرِينِي وَلَا يُضَيِّفُنِي، فَيَمُرُّ بِي أَفَأَجْزِيهِ؟ قَالَ: «لَا، أَقْرِهِ». قَالَ: وَرَآنِي رَثَّ الثِّيَابِ، فَقَالَ: «هَلْ لَكَ مِنْ مَالٍ؟» قُلْتُ: مِنْ كُلِّ الْمَالِ، قَدْ أَعْطَانِيَ اللَّهُ مِنَ الْإِبِلِ وَالْغَنَمِ. قَالَ: «فَلْيُرَ عَلَيْكَ».
Avf İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, ben bir adama uğrasam, o beni ağırlamasa, sonra o bana uğrasa ben ona yaptığını yapayım mı?" "Hayır! dedi, sen onu ağırla!" Bir gün Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm beni eskimiş bir elbise içerisinde görmüştü: "Senin malın yok mu (da böyle giyiniyorsun)?" diye sordu. "Allah bana deve, koyun, (sığır, at, köle) her maldan verdi!" dedim. "Öyleyse, buyurdular, üzerinde görülmelidir!"