قَالَ أَبُو وَائِلٍ: خَطَبَنَا عَمَّارٌ فَأَوْجَزَ وَأَبْلَغَ، فَلَمَّا نَزَلَ قُلْنَا: يَا أَبَا الْيَقْظَانِ، لَقَدْ أَبْلَغْتَ وَأَوْجَزْتَ، فَلَوْ كُنْتَ تَنَفَّسْتَ! فَقَالَ: إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «إِنَّ طُولَ صَلَاةِ الرَّجُلِ وَقِصَرَ خُطْبَتِهِ مَئِنَّةٌ مِنْ فِقْهِهِ، فَأَطِيلُوا الصَّلَاةَ وَاقْصُرُوا الْخُطْبَةَ، وَإِنَّ مِنَ الْبَيَانِ سِحْرًا».
Ebu Vâil (radıyallahu anh) anlatıyor: Ammâr bize hitap etmişti. Konuşmasını veciz ve beliğ yaptı. Minberden inince: "Ey Ebu'l-Yakzân, beliğ ve veciz konuştun! Keşke biraz daha nefeslenseydiniz (uzatsaydınız)!" dedik. Bize şu cevabı verdi: "Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim, şöyle buyurmuştu: Kişinin namazının uzunluğu ve hutbesinin kısalığı onun fıkhının (ilminin) alâmetidir. Öyle ise hutbeyi kısa tutun, namazı uzun tutun. Zira beyanda sihir vardır."