Kütüb-i Sitte

5586 numaralı hadis

عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: دَخَلَ أَبُو بَكْرٍ يَسْتَأْذِنُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَوَجَدَ النَّاسَ جُلُوسًا بِبَابِهِ، لَمْ يُؤْذَنْ لِأَحَدٍ مِنْهُمْ، قَالَ: فَأُذِنَ لِأَبِي بَكْرٍ فَدَخَلَ، ثُمَّ أَقْبَلَ عُمَرُ فَاسْتَأْذَنَ فَأُذِنَ لَهُ، فَوَجَدَ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ جَالِسًا حَوْلَهُ نِسَاؤُهُ وَاجِمًا سَاكِتًا، قَالَ: فَقَالَ: لَأَقُولَنَّ شَيْئًا أُضْحِكُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَوْ رَأَيْتَ بِنْتَ خَارِجَةَ سَأَلَتْنِي النَّفَقَةَ، فَقُمْتُ إِلَيْهَا فَوَجَأْتُ عُنُقَهَا، فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَقَالَ: هُنَّ حَوْلِي كَمَا تَرَى يَسْأَلْنَنِي النَّفَقَةَ. فَقَامَ أَبُو بَكْرٍ إِلَى عَائِشَةَ يَجَأُ عُنُقَهَا، فَقَامَ عُمَرُ إِلَى حَفْصَةَ يَجَأُ عُنُقَهَا، كِلَاهُمَا يَقُولُ: تَسْأَلْنَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا لَيْسَ عِنْدَهُ؟ فَقُلْنَ: وَاللَّهِ لَا نَسْأَلُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ شَيْئًا أَبَدًا لَيْسَ عِنْدَهُ. ثُمَّ اعْتَزَلَهُنَّ شَهْرًا، أَوْ تِسْعًا وَعِشْرِينَ، ثُمَّ نَزَلَتْ عَلَيْهِ هَذِهِ الْآيَةُ: {يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِأَزْوَاجِكَ} حَتَّى بَلَغَ: {لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ أَجْرًا عَظِيمًا}. قَالَ: فَبَدَأَ بِعَائِشَةَ، فَقَالَ: يَا عَائِشَةُ، إِنِّي أُرِيدُ أَنْ أَعْرِضَ عَلَيْكِ أَمْرًا أُحِبُّ أَنْ لَا تَعْجَلِي فِيهِ حَتَّى تَسْتَشِيرِي أَبَوَيْكِ. قَالَتْ: وَمَا هُوَ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ فَتَلَا عَلَيْهَا الْآيَةَ. قَالَتْ: أَفِيكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَسْتَشِيرُ أَبَوَيَّ؟ بَلْ أَخْتَارُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْآخِرَةَ، وَأَسْأَلُكَ أَنْ لَا تُخْبِرَ امْرَأَةً مِنْ نِسَائِكَ بِالَّذِي قُلْتُ. قَالَ: لَا تَسْأَلُنِي امْرَأَةٌ مِنْهُنَّ إِلَّا أَخْبَرْتُهَا، إِنَّ اللَّهَ لَمْ يَبْعَثْنِي مُعَنِّتًا وَلَا مُتَعَنِّتًا، وَلَكِنْ بَعَثَنِي مُعَلِّمًا مُيَسِّرًا.

Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh gelip Hz. Peygamber'in huzuruna girmek için izin istedi. Kapıda oturmuş bekleyen insanlar vardı. Onlardan hiçbirine izin verilmemişti. Hz. Ebu Bekr'e izin verildi, o da girdi. Derken Hz. Ömer de izin istedi, ona da izin verildi. Girince Aleyhissalâtu vesselâm'ı, etrafında zevceleri toplanmış olduğu hâlde, üzgün ve sessiz oturuyor buldu. Hz. Ömer: 'Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı güldürecek bir şey söyleyeceğim!' dedi ve: 'Ey Allah'ın Resûlü! Hârice'nin kızı benden nafaka istediğinde kalkıp boynuna vursaydım ne derdiniz?' dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm güldü ve: 'Şu etrafımda gördüklerinin hepsi benden nafaka istiyorlar!' dedi. Hz. Ebu Bekr hemen kalkıp boynuna vurmak üzere Aişe'ye yöneldi. Hz. Ömer de kalkıp boynuna vurmak üzere Hafsa'ya yöneldi. Her ikisi de: 'Demek siz Resûlullah'tan onda olmayan şeyi istiyorsunuz ha!' diyordu. Onlar: 'Allah'a yemin olsun! Biz ondan asla onda olmayan bir şeyi istemiyoruz!' dediler. Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onlardan bir ay veya yirmi dokuz gün ayrı durdu. Arkadan şu âyet nâzil oldu: 'Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedelinizi vereyim ve sizi güzellikle serbest bırakayım. Eğer Allah'ı, Resûlünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, şüphesiz Allah sizden iyilik yapanlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır' (Ahzâb 28-29). Hz. Câbir devamla der ki: 'Bunun üzerine Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hz. Aişe radıyallahu anhâ'dan başlayarak şöyle dedi: "Ben sana bir husus arz edeceğim. Ebeveyninle istişare edinceye kadar cevap vermede acele etmemeni dilerim." "O husus nedir ey Allah'ın Resûlü?" diye Aişe sorunca, Aleyhissalâtu vesselâm âyeti tilâvet buyurdu. Bunun üzerine Hz. Aişe hemen: "Sizi tercih meselesinde mi ailemle istişare edeceğim? Asla! Ben Allah'ı, Resûlünü ve âhiret yurdunu tercih ediyorum. Senden ricam, kadınlarından hiçbirine benim şu söylediğimi haber vermemendir!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: "Onlardan biri bana sorarsa mutlaka ona haber veririm. Zira Allah beni zorlaştırıcı ve kusur arayıcı olarak değil, öğretici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi!" buyurdular.'"

Kütüb-i Sitte 5586, Müslim, Talak 29, (1428).