Kütüb-i Sitte

3290 numaralı hadis

عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِيَّاكُمْ وَالْجُلُوسَ فِي الطُّرُقَاتِ». فَقَالُوا: مَا لَنَا بُدٌّ، إِنَّمَا هِيَ مَجَالِسُنَا نَتَحَدَّثُ فِيهَا. قَالَ: «فَإِذَا أَبَيْتُمْ إِلَّا الْمَجَالِسَ، فَأَعْطُوا الطَّرِيقَ حَقَّهَا». قَالُوا: وَمَا حَقُّ الطَّرِيقِ؟ قَالَ: «غَضُّ الْبَصَرِ، وَكَفُّ الْأَذَى، وَرَدُّ السَّلَامِ، وَالْأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ، وَالنَّهْيُ عَنِ الْمُنْكَرِ»

Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm bir gün: 'Sakın yollara oturmayın!' buyurmuştu. 'Ya Resulullah, oturmadan edemeyiz, oralarda oturup konuşuyoruz' dediler. 'Mutlaka oturacaksanız, bari yola hakkını verin!' buyurdu. Bunun üzerine: 'Ey Allah'ın Resûlü, onun hakkı nedir?' diye sordular. 'Gözlerinizi kısmak, gelip geçeni rahatsız etmemek, selama mukabele etmek, emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker yapmaktır!' dedi.

Kütüb-i Sitte 3290, Buhari, İstizân 2, Mezâlim 22 ; Müslim, Libas 114, (2121); Ebu Dâvud, Edeb 13, (4815). Hz. Ömer'den yapılan bir başka rivayette şu ziyade var: "Yardım isteyen mazlüma yardım edersiniz, yolunu kaybedene rehber olursunuz.''