إِذَا تَكَلَّمَ اللَّهُ بِالْوَحْيِ سَمِعَ أَهْلُ السَّمَاءِ لِلسَّمَاءِ صَلْصَلَةً كَجَرِّ السِّلْسِلَةِ عَلَى الصَّفَا فَيُصْعَقُونَ، فَلَا يَزَالُونَ كَذَلِكَ حَتَّى يَأْتِيَهُمْ جِبْرِيلُ، حَتَّى إِذَا جَاءَهُمْ جِبْرِيلُ فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ. فَيَقُولُونَ: يَا جِبْرِيلُ، مَاذَا قَالَ رَبُّكَ؟ فَيَقُولُ: الْحَقَّ. فَيَقُولُونَ: الْحَقَّ، الْحَقَّ.
İbnu Mes'ûd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Allahu Zülcelâl Hazretleri vahiy suretiyle konuştuğu zaman semâ ehli bir ses işitir ki bu, demir bir zincirin düz bir kaya üzerinde hareket etmesiyle çıkan çıngırak sesine benzer. Semâ ehli bu sesi duyunca korku ve haşyetten bayılırlar. Cibrîl (aleyhisselâm) kendilerine gelinceye kadar bu hâlde devam ederler. O gelince korku kalplerinden açılır. Hemen: "Ey Cibrîl, Rabbiniz ne buyurdu?" diye sorarlar. O: "Hakkı söyledi" der. Semâ ehli hep bir ağızdan: "el-Hak, el-Hak" diye söyleşirler."