Sahih-i Buhârî

4476 numaralı hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ حَدَّثَنَا سَعِيدٌ عَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ يَجْتَمِعُ الْمُؤْمِنُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُونَ لَوِ اسْتَشْفَعْنَا إِلَى رَبِّنَا فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ أَبُو النَّاسِ، خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَأَسْجَدَ لَكَ مَلاَئِكَتَهُ، وَعَلَّمَكَ أَسْمَاءَ كُلِّ شَىْءٍ، فَاشْفَعْ لَنَا عِنْدَ رَبِّكَ حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا‏.‏ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ ذَنْبَهُ فَيَسْتَحِي ـ ائْتُوا نُوحًا فَإِنَّهُ أَوَّلُ رَسُولٍ بَعَثَهُ اللَّهُ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ‏.‏ فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ‏.‏ وَيَذْكُرُ سُؤَالَهُ رَبَّهُ مَا لَيْسَ لَهُ بِهِ عِلْمٌ فَيَسْتَحِي، فَيَقُولُ ائْتُوا خَلِيلَ الرَّحْمَنِ‏.‏ فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ، ائْتُوا مُوسَى عَبْدًا كَلَّمَهُ اللَّهُ وَأَعْطَاهُ التَّوْرَاةَ‏.‏ فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ‏.‏ وَيَذْكُرُ قَتْلَ النَّفْسِ بِغَيْرِ نَفْسٍ فَيَسْتَحِي مِنْ رَبِّهِ فَيَقُولُ ائْتُوا عِيسَى عَبْدَ اللَّهِ وَرَسُولَهُ، وَكَلِمَةَ اللَّهِ وَرُوحَهُ‏.‏ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ، ائْتُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم عَبْدًا غَفَرَ اللَّهُ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ‏.‏ فَيَأْتُونِي فَأَنْطَلِقُ حَتَّى أَسْتَأْذِنَ عَلَى رَبِّي فَيُؤْذَنُ ‏{‏لِي‏}‏ فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِّي وَقَعْتُ سَاجِدًا، فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ رَأْسَكَ، وَسَلْ تُعْطَهْ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ‏.‏ فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأَحْمَدُهُ بِتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ، ثُمَّ أَشْفَعُ، فَيَحُدُّ لِي حَدًّا، فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَعُودُ إِلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِّي ـ مِثْلَهُ ـ ثُمَّ أَشْفَعُ، فَيَحُدُّ لِي حَدًّا، فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ‏{‏ثُمَّ أَعُودُ الثَّالِثَةَ‏}‏ ثُمَّ أَعُودُ الرَّابِعَةَ فَأَقُولُ مَا بَقِيَ فِي النَّارِ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ وَوَجَبَ عَلَيْهِ الْخُلُودُ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ ‏"‏ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ ‏"‏‏.‏ يَعْنِي قَوْلَ اللَّهِ تَعَالَى ‏{‏خَالِدِينَ فِيهَا‏}‏‏.‏

Enes, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kıyamet günü müminler bir araya gelip, 'Rabbimizden şefaat istesek' derler. Bu amaçla Hz. Adem'e gelip, 'Sen insanların atasısın. Allah Teala seni eliyle yarattı, melekleri sana secde ettirdi ve her şeyin ismini sana öğretti. O hâlde Rabbinin katında bize şefaat et ki şu bulunduğumuz yerden bizi rahatlığa erdirsin' diye ricada bulunurlar. O da, 'Ben şefaat makamında değilim' der, günahını hatırlayıp haya eder ve sözlerine şöyle devam eder: 'Hz. Nuh'a gidin! Zira o, Allah'ın yeryüzü halkına gönderdiği ilk resuldür.' Bunun üzerine insanlar Hz. Nuh'a gelip ondan şefaat etmesini isterler. O da, 'Ben şefaat makamında değilim' der; bilgisi olmadığı bir hususu Rabbinden istediğini hatırlar ve utanır. Sonra onlara, 'Halilurrahman'a, Rahman'ın dostuna gidin!' der. Onlar da Hz. İbrahim'in yanına gidip şefaat etmesini isterler. O da, 'Ben şefaat makamında değilim. Allah'ın kendisiyle konuştuğu ve kendisine Tevrat'ı verdiği Musa kuluna gidin!' der. Onlar da Hz. Musa'nın yanına gidip ondan şefaat etmesini isterler. O da, 'Ben şefaat makamında değilim' der; bir cana karşılık olmadan birini öldürdüğünü hatırlar ve Rabbinden haya eder. Bu yüzden kendisine gelenlere, 'Allah'ın kulu, elçisi, kelimesi ve ruhu olan Hz. İsa'ya gidin!' der. İnsanlar Hz. İsa'ya gelip ondan şefaat etmesini isterler. Hz. İsa da, 'Ben şefaat makamında değilim. Allah'ın gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışladığı kulu Muhammed'e gidin!' der. Bunun üzerine insanlar bana gelirler. Ben de Rabbimden izin istemek için harekete geçerim ve bana izin verilir. Rabbimi görünce secdeye kapanırım. Allah'ın dilediği kadar secdede kalırım. Sonra bana, 'Başını kaldır! İste ki verilsin, söyle ki dinlensin, şefaat et ki şefaatin kabul edilsin!' denir. Başımı kaldırıp bana öğrettiği şekilde O'na hamd ederim. Daha sonra şefaat ederim. Rabbim benim için bir sınır belirler, ben de onları cennete sokarım. Sonra tekrar Rabbime dönerim. Rabbimi görünce yine aynı şekilde secdeye kapanırım. Ardından şefaat ederim. Rabbim benim için bir sınır belirler, ben de onları cennete sokarım. Sonra üçüncü kez, ardından dördüncü kez tekrar Rabbime döner ve şöyle derim: 'Cehennemde Kur'an'ın hapsettikleri ve kendileri için orada ebedî kalmanın gerekli olduğu kimseler dışında hiç kimse kalmadı.' Ebu Abdullah, 'Kur'an'ın hapsettikleri' ifadesinin Allah Teala'nın, 'Orada ebedî kalacaklardır' buyruğu anlamına geldiğini söylemiştir.

Sahih al Bukhari 4476