سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، وَسَأَلَهُ رَجُلٌ فَقَالَ: أَلَسْنَا مِنْ فُقَرَاءِ الْمُهَاجِرِينَ؟ فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ: أَلَكَ امْرَأَةٌ تَأْوِي إِلَيْهَا؟ قَالَ: نَعَمْ. قَالَ: أَلَكَ مَسْكَنٌ تَسْكُنُهُ؟ قَالَ: نَعَمْ. قَالَ: فَأَنْتَ مِنَ الْأَغْنِيَاءِ. قَالَ: فَإِنَّ لِي خَادِمًا. قَالَ: فَأَنْتَ مِنَ الْمُلُوكِ.
Ebû Abdirrahman el-Hubulî anlatıyor: "Bir adam Abdullah İbnu Amr (radıyallâhu anh)'a sorarak dedi ki: 'Biz muhâcirlerin fakirlerinden değil miyiz?' Abdullah da ona sordu: 'Kendisine sığındığın bir zevcen var mı?' Adam: 'Evet' dedi. Abdullah: 'Senin oturduğun bir meskenin var mı?' Adam: 'Evet!' deyince Abdullah: 'Sen zenginlerdensin!' dedi. Adam: 'Benim bir de hizmetçim var!' diye ilave edince, Abdullah: 'Öyleyse sen krallardansın!' dedi."