حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي مُلَيْكَةَ، يَقُولُ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ {حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا} خَفِيفَةً، ذَهَبَ بِهَا هُنَاكَ، وَتَلاَ {حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللَّهِ أَلاَ إِنَّ نَصْرَ اللَّهِ قَرِيبٌ} فَلَقِيتُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ فَذَكَرْتُ لَهُ ذَلِكَ فَقَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ مَعَاذَ اللَّهِ، وَاللَّهِ مَا وَعَدَ اللَّهُ رَسُولَهُ مِنْ شَىْءٍ قَطُّ إِلاَّ عَلِمَ أَنَّهُ كَائِنٌ قَبْلَ أَنْ يَمُوتَ، وَلَكِنْ لَمْ يَزَلِ الْبَلاَءُ بِالرُّسُلِ حَتَّى خَافُوا أَنْ يَكُونَ مَنْ مَعَهُمْ يُكَذِّبُونَهُمْ، فَكَانَتْ تَقْرَؤُهَا {وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِّبُوا} مُثَقَّلَةً.
İbn Cüreyc'in İbn Ebu Müleyke'den naklettiğine göre İbn Abbas, "Nihayet nebiler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada" [Yusuf 110] ayetindeki "كُذِبُوا" kelimesini zel harfini şeddesiz okuyarak bu manayı vermiştir. Ardından şu ayeti tilavet etmiştir: "Nihayet peygamber ve beraberindeki müminler, 'Allah'ın yardımı ne zaman?' dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır." İbn Ebu Müleyke şöyle demiştir: Urve bin Zübeyr ile karşılaştım ve ona bunu anlattım. O da şöyle dedi: Aişe, "Allah korusun! Allah'a yemin olsun ki Allah, Resulüne bir şey vaat etmişse Resulullah ölmeden önce onun mutlaka gerçekleşeceğini bilirdi. Fakat peygamberler, yanlarındaki kimselerin kendilerini yalancılıkla suçlamalarından korkacak kadar sürekli belaya uğradılar" dedi. Aişe ayetteki "كُذِّبُوا" kelimesini zel harfini şeddeli okuyordu.