حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ ـ هُوَ ابْنُ إِسْمَاعِيلَ ـ عَنِ الْجُعَيْدِ، قَالَ سَمِعْتُ السَّائِبَ، يَقُولُ ذَهَبَتْ بِي خَالَتِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَ أُخْتِي وَجِعٌ فَمَسَحَ رَأْسِي وَدَعَا لِي بِالْبَرَكَةِ، ثُمَّ تَوَضَّأَ فَشَرِبْتُ مِنْ وَضُوئِهِ وَقُمْتُ خَلْفَ ظَهْرِهِ فَنَظَرْتُ إِلَى خَاتَمِ النُّبُوَّةِ بَيْنَ كَتِفَيْهِ مِثْلَ زِرِّ الْحَجَلَةِ.
Saib'den, dedi ki: "Teyzem beni Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürerek: Ey Allah'ın Rasulü, kız kardeşimin oğlu hastadır, dedi. Allah Rasulü başımı sıvazladı ve bana bereket ile dua etti. Daha sonra abdest aldı, ben de onun abdest aldığı sudan içtim. Arkasında ayakta durdum. İki kürek kemiği arasındaki, gerdek çadırının düğmesini andıran nübüvvet mührüne baktım."