حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ أُمِّ قَيْسٍ، قَالَتْ دَخَلْتُ بِابْنٍ لِي عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ أَعْلَقْتُ عَلَيْهِ مِنَ الْعُذْرَةِ فَقَالَ " عَلَى مَا تَدْغَرْنَ أَوْلاَدَكُنَّ بِهَذَا الْعِلاَقِ عَلَيْكُنَّ بِهَذَا الْعُودِ الْهِنْدِيِّ، فَإِنَّ فِيهِ سَبْعَةَ أَشْفِيَةٍ، مِنْهَا ذَاتُ الْجَنْبِ يُسْعَطُ مِنَ الْعُذْرَةِ، وَيُلَدُّ مِنْ ذَاتِ الْجَنْبِ ". فَسَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ يَقُولُ بَيَّنَ لَنَا اثْنَيْنِ وَلَمْ يُبَيِّنْ لَنَا خَمْسَةً. قُلْتُ لِسُفْيَانَ فَإِنَّ مَعْمَرًا يَقُولُ أَعْلَقْتُ عَلَيْهِ. قَالَ لَمْ يَحْفَظْ أَعْلَقْتُ عَنْهُ، حَفِظْتُهُ مِنْ فِي الزُّهْرِيِّ. وَوَصَفَ سُفْيَانُ الْغُلاَمَ يُحَنَّكُ بِالإِصْبَعِ وَأَدْخَلَ سُفْيَانُ فِي حَنَكِهِ، إِنَّمَا يَعْنِي رَفْعَ حَنَكِهِ بِإِصْبَعِهِ، وَلَمْ يَقُلْ أَعْلِقُوا عَنْهُ شَيْئًا.
Ümmü Kays'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bir oğlumla birlikte Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdim. Bademciklerindeki rahatsızlığı dolayısıyla da ona bir tedavide bulunmuş idim. Allah Resûlü şöyle buyurdu: Siz çocuklarınızı bu tedavilerle niçin rahatsız ediyor, canlarını acıtıyorsunuz? Size bu ûd-i hindîyi tavsiye ederim. Onda yedi tane şifa vardır. Bunlardan birisi de zâtü'l-cenb hastalığıdır. Bu ûd-i hindî, boğaz rahatsızlığı dolayısıyla buruna çekilir; zâtü'l-cenb hastalığı dolayısıyla da ağzından verilip içirilir." Süfyan dedi ki: Ben ez-Zührî'yi şöyle derken dinledim: "Resûlullah bize bunların ikisini açıkladı, ama beşini açıklamadı." Ali İbnü'l-Medînî dedi ki: Süfyan'a, "Ma'mer, 'a'laktu anhu' lafzı yerine 'a'laktu aleyhi' demektedir" dedim. O, "Ma'mer bunu iyi bellememiştir. O sadece 'a'laktu anhu' demiştir. Ben bunu ez-Zührî'nin ağzından ezberledim" dedi. Süfyan da çocuğun parmakla damağının dibinden bademciklerinin sıkıştırılmasını anlatmak üzere kendi parmağını damağının içine soktu. Parmağı ile damağının yukarı kaldırılmasını kastetmektedir ve o, "A'likû anhu şey'en: Ondan bir şeyi izale ediniz, gideriniz" demedi.